MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Bursa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 09.07.2019 tarih ve 2018/700 E. - 2019/269 K. sayılı kararın Yargıtayca incelenmesinin davacı vekili tarafından istenildiği ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin "Mor ipek" unvanı ile faaliyette bulunduğunu, perakende ipek eşarp sattığını, ayrıca www.bursaipegi.com isimli internet sitesinin bulunduğunu, davalının da müvekkili ile aynı yerde Kozahan'da Bursa İpek Tekstil Ürünleri San. Tic. Ltd. Şti. olarak faaliyette bulunduğunu, 09.04.2007 tarih ve 2007/18656 nolu "Galeri Bursa İpek" adlı markanın davalı adına tescilli olduğunu, ancak davalının adına tescilli markasını, Bursa İpek markası gibi yanlış algılanacak şekilde kullandığını, söz konusu marka da vurgu sözcük olan "BURSA İPEK" ibaresinin ancak farklı vurgu sözcüklerin sonuna getirilerek kullanılabileceğini, davalının da bu şekilde "Galeri Bursa İpek" markasını alabildiğini, ancak bu hali ile markanın bir bütün olarak ayırt edicilik kazandığını, davalının ise markasını bir bütün olarak değil sadece vurgu sözcüğü olan "BURSA İPEK" ismini kullanmak sureti ile mal ve hizmetlerin niteliği, kalitesi, üretim yeri ve coğrafi kaynağı konusunda halk arasında yanlış anlama ihtimalini yarattığını ileri sürerek, 556 sayılı KHK’nin 42. maddesine dayanarak davalı adına kayıtlı 2007/18656 sayılı "Galeri Bursa İpek" ibareli markanın 25. ve 35. emtia sınıfları bakımından hükümsüzlüğüne karar verilerek sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, bozma ilamı ve tüm dosya kapsamına göre, Anayasa Mahkemesi'nin 14.12.2016 tarihli 2016/148 esas ve 2016/189 karar sayılı kararı ile 556 sayılı KHK’nın 14. maddesinin iptaline karar verildiği, bu durumda davanın reddi, gerektiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Dava, davalı adına tescilli markanın 556 sayılı KHK’nın 14’üncü maddesi kapsamında kullanılmama nedeniyle hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. Mahkemece, yargılama sırasında KHK hükmünün iptali nedeniyle davanın reddine, yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına ve davalı lehine vekalet ücretine karar verilmiştir. Ancak, 06.01.2017 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi'nin 14.12.2016 tarihli ve 2016/148 E., 2016/189 K. sayılı kararı ile iptal istemine dayanak KHK hükmünün iptali nedeniyle dava yasal dayanaktan yoksun kaldığından, davanın esası hakkında “karar verilmesine yer olmadığına” ve dava tarihindeki haklılık durumuna göre de yargılama gideri ve vekalet ücreti konusunda karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıdaki (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 31.03.2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dava, davalı adına tescilli markanın kullanmama nedenine dayalı iptali istemine ilişkin olup davanın hukuki nedeni, bir başka söyleyişle, yasal dayanağı mülga 566 sayılı KHK’nın 14. maddesidir.
Söz konusu KHK hükmü, Anayasa Mahkemesinin 14.12.2016 tarih ve 148-189 sayılı kararı ile iptal edilmiş ve kararın RG’de yayımlanması üzerine Anayasamızın 153. maddesi çerçevesinde davanın hukuki nedeni ortadan kalkmıştır. Bu durumda, yasal dayanağı bulunmayan davanın esastan reddine hükmedilmesi gerekir.
Davanın açıldığı tarihte söz konusu KHK hükmünün mevcut olması bu sonucu değiştirmeye elverişli değildir. Çünkü, Anayasa Mahkemesi kararının, dava nedeni ile dava konusu üzerinde bir etkisi yok ise de, söz konusu karar, davanın dayandığı hukuki sebebi ortadan kaldırmıştır. Nitekim, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları, bu nedenle, iptal edilen kanun yahut KHK hükmüne dayalı olarak açılan derdest (devam eden) davalara da kesin olarak etkilidir. Aksinin kabulü halinde, hukuka ve anayasaya aykırı bulunarak iptal edilen bir kanun veya kanun hükmündeki kararname hükmüne dayalı olarak hüküm kurulması gibi hukuk devleti ilkesine açıkça aykırı bir duruma yol açılması kaçınılmazdır.
Yukarda da belirtildiği üzere, yasal dayanağı bulunmayan yahut açıklandığı biçimiyle hukuki nedeni bulunmayan bir davanın konusuz kaldığından, hatta ve hatta davanın esastan sonuçlanmadığından söz edilemez. Dava esastan görülmüş ve reddedilmiştir. Bu durumda, yargılama giderleri bakımından HMK’nın 331/1. maddesinin uygulanması olanağı bulunmamaktadır. Aksinin düşünülmesi ve Anayasa Mahkemesinin iptal kararı nedeniyle davanın konusunun kalmadığının kabulüyle buna dayalı olarak davanın açıldığı tarihte haklı nedenlere dayalı olup olmadığının değerlendirilmesi, haklılığın iptal edilen KHK hükmüne dayalı olarak değerlendirilmesi zorunluluğu nedeniyle çelişkili bir yaklaşımı beraberinde getiriyor olmakla benimsenemez.
Şu halde, aksine bir kanun hükmü bulunmadığı gözetildiğinde, davanın reddiyle HMK’nın 326/1. maddesi hükmü uyarınca, yargılama giderlerinin davacıya yükletilmesi gerekmekle mahkeme kararının onanması gerekir.
Açıklanan nedenle, Daire çoğunluğunun aksi yöndeki kararına katılamıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy