(5271 S. K. m. 64)
Dava ve Karar: Taksirle öldürme suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Katılanların iki ayrı grup olarak ve iki ayrı vekille temsil edilmeleri karşısında her bir grup katılanlar lehine ayrı vekalet ücreti tayini yerine tek vekalet ücreti tayini aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Sanığın nüfusa kayıtlı olduğu köyün mahallinde gerekçeli karara ilavesi mümkün görülmüştür.
22.03.2008 tarihli ölü muayene ve otopsi tutanağında bilirkişi tayin edilen Dr. T. N. Ö.n'e usulüne uygun yemin yaptırılmayarak 5271 sayılı CMK'nın 64/6. maddesine muhalefet edilmesi,
Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 28.06.2012 tarihinde oyçokluğuyla, karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Üç kişinin ölümüne sebep olmaktan hakkında dava açılan sanığın mahkumiyetini inceleyen dairemiz 22.03.2008 tarihli ölü muayene ve otopsi tutanağında bilirkişi tayin edilen Dr. T. N. Ö.in kimliğinin tespit edilip, usulüne uygun yemini yaptırılmayarak 5271 sayılı CMKnun 64/6.maddesine muhalefet edilmesi gerekçesiyle kararı bozmuştur. Kararın bu sebepten dolayı bozulmaması gerektiğini düşündüğümüzden dolayı sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyoruz.
22.03.2008 tarihli ölü muayene ve otopsi tutanağında bilirkişinin kimliği ve yemini yaptırılmadığı doğru, ancak bu tutanak bildiğimiz anlamda bir otopsi tutanağı değil. Bu tutanak incelendiğinde bilirkişi Doktor T. N. Ö.nin Manisa Devlet Hastanesinde Adli Tabip olduğu anlaşılıyor. Zabıttan öğrendiğimize göre cesetlerin Manisa Belediyesine ait araç ile Devlet Hastanesine getirildikleri, ancak hastane morg görevlilerinin izinli olması ve yerine bakan şahsın bulunamaması üzerine cesetler Merkez Efendi Hastanesi Morguna getirilmişlerdir. Tutanakta iki cesetli ilgili harici bulgulara göre ölüm sebeplerinin sol frontal parietal bölgede çökme kırığına bağlı dolaşım ve solunum sistemini durması neticesi ölüm olarak belirtilmiştir. Adli Tabibin hastanede görevli olduğuna dair hiçbir şüphe veya tereddüt bulunmamaktadır. Kaldı ki burada adli tabibin yaptığı ölüm sebebi ile ilgili şüpheli ve başka bir sebepten kaynaklandığına dair hiç bir delil ve iddiada bulunmamaktadır. Sanığın sebebiyet verdiği kaza sonucu 3 kişiden ikisi olay yerinde biri de İzmir de hastanede ölmüştür. Kaza sonucu ölenlerin ölmediklerine veya başka bir sebeple öldüklerine dair hiçbir şüphe yoktur. Aynı gün ölen iki kişinin cesedi yakınlarından F. A.a Dr.T. N. Ö.n ve Cumhuriyet savcısı tarafından teslim edilmişlerdir. Olaydan beş yıl sonra hastanede doktor olduğuna dair milyonda bir şüphe bulunmayan doktorun ölmeyen kişilerle ilgili öldü diye rapor veremeyecek olduğuna göre ispata konu olabilecek bir durumda ortada yoktur. Ölenlerden biri olan G. D. de doktordur. Kaldı ki mesleği ile ilgili rapor ve görüş sunan doktorların hiçbirinden yaralama raporları ile ilgili kimlik tespiti yapılıp yeminlerinden sonra rapor alınmıyor. Onlar mezun olurken meslekleri ile ilgili yeminlerini yaparak doktorluk mesleğine başlıyorlar.
02.05.2007 tarihinde yürürlükten kaldırılan 3017 sayılı Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaleti Teşkilat ve Memurun Kanununun 31/son ve 12.01.1962 tarihinde yürürlüğe giren ve halen yürürlükte olan 224 sayılı Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi Hakkında Kanunun 10/2. maddesinde Sağlık ocağı hekimleri kendi ocakları içinde adli tabiplik vazifesi görürler hükmü karşısında Manisa Devlet hastanesinde hekim olarak çalıştığı anlaşılan Dr. T. N. Ö.nin Cumhuriyet savcısı tarafından resmi bilirkişi olarak görevlendirildiğinden bu aşamadan sonra başka sorunlara yol açabilecek şekilde bozma kararı verilmemesi gerektiğini düşündüğümüzden sayın çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne katılmıyoruz. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy