Mahkemesi :Ağır Ceza Mahkemesi
Dava: 466 sayılı Kanun gereğince tazminat
Hüküm: Davanın reddi
Davacı vekilinin 20.05.2011 tarihli dilekçesi ile müvekkili davacının bir suç soruşturması nedeniyle tutuklu kaldığını, yapılan yargılama sonunda üzerine atılı suçtan beraatine hükmedildiğini belirterek 466 sayılı Kanun gereğince maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin açılan davanın mahkemece reddine ilişkin hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Yerel mahkeme tarafından Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 16.12.2012 gün ve 2012/27375 Esas - 2012/26414 karar sayılı bozma ilamına 22.03.2013 tarihli oturumda 1412 sayılı CMUK'un 326/2. maddesi uyarınca direnilmesi üzerine dosya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 31.12.2013 tarih ve 2013/169369 sayılı onama istemli tebliğnamesi ile Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmiş olup; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06.05.2014 gün ve 2014/12-4 Esas - 2014/230 karar sayılı kararı ile Adana 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 22.03.2013 gün ve 2013/21 Esas - 2013/128 Karar sayılı direnme kararının yeni hüküm niteliğinde olduğu kabul edilip, dosyanın hükmün esasının incelenmesi için dairemize gönderildiği anlaşılmakla,
Tazminat davasının dayanağı olan Malatya 1. nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin, 1991/3 Esas – 1993/370 Karar sayılı ceza dava dosyasının incelenmesinde; sanığın (davacının) Terör örgütü üyesi olmak suçundan, 25.11.1990 – 06.05.1991 tarihleri arasında tutuklu kaldığı, yapılan yargılama sonunda beraatine hükmedildiği, davacının Malatya 1. nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin, 1991/3 Esas – 1993/370 Karar sayılı ceza dosyasında tutuklu kaldığı sürenin, infazı yapılmakta olan Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.10.2005 tarih, 2004/97 Esas – 2005/249 Karar sayılı dosyasından hükmedilen 3 yıl 9 ay ağır hapis cezasından mahsubunu talep ettiği ve Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/84 müt. nolu kararıyla 07.06.2007 tarihinde mahsup talebinin reddedildiği, bu suretle davacının hakkında verilen beraat hükmünün kesinleştiğinden 07.06.2007 tarihi itibariyle haberdar olduğu, buna karşın davanın ise 20.05.2011 tarihinde açıldığı, bu nedenle tazminat davasının 466 sayılı Kanunda öngörülen 3 aylık sürede açılmadığının anlaşılması karşısında, davacının bu şekilde dava açmasının, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” şeklinde düzenleme bulan dürüstlük kuralına aykırı olduğu da belirlenerek, davanın süresinde açılmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan incelemeye, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, davacı vekilinin eksik incelemeye ve davanın süresinde açıldığına ilişkin temyiz itirazının reddiyle hükmün, isteme uygun olarak ONANMASINA, 16.09.2014 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.