Mahkemesi :Ağır Ceza Mahkemesi
Dava: 466 sayılı Kanun gereğince tazminat
Hüküm: Davanın reddi
Davacı vekilinin 16.03.2012 tarihli dilekçesi ile müvekkili davacının bir suç soruşturması nedeniyle tutuklu kaldığını, yapılan yargılama sonunda üzerine atılı suçtan beraatine hükmedildiğini belirterek 466 sayılı Kanun gereğince maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin açılan davanın reddine ilişkin hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü;
16.03.2012 olan dava tarihinin, gerekçeli karar başlığında 21.03.2012 olarak yazılması; mahallinde düzeltilebilir yazım yanlışlığı olarak kabul edilmiştir.
Dava, 466 sayılı Kanun hükümlerine dayalı tazminat istemine ilişkin olup; Ceza Genel Kurulunun 23/03/2010 tarih ve 2009/256 esas ve 2010/57 sayılı kararında, 466 sayılı Kanunun 2. maddesindeki üç aylık sürenin başlangıcı için 21/04/1975 tarih ve 3-5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararına atıf yapılarak kesinleşen beraat kararından davacının haberdar olmasının arandığı, ancak adı geçen kararda tazminat davasının ne zamana kadar açılması gerektiğine dair bir açıklama bulunmamakla birlikte, hiçbir hakkın sonsuza dek dava konusu yapılamayacağı, özel hukuk kapsamında değerlendirilmesi gereken bu talebin de makul bir süre içinde dava konusu edilmesi gerektiği ve Dairemizce benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06.05.2014 tarih, 2014/141 esas, 2014/229 sayılı kararında da belirtildiği üzere beraat veya kovuşturmaya yer olmadığına dair kararların Yazı İşleri Yönetmeliğine göre süresinde tebliğ edilip kesinleşme tarihinden itibaren her halükarda 10 yıl, kesinleşmiş kararların tebliğinden itibaren ise 3 ay içinde tazminat davalarının açılması gerektiği ve dava süresi açısından en lehe kabul ile Borçlar Kanununun 60. maddesindeki sürenin kabulünün gerektiği ve her koşulda davanın 10 yıllık süre içinde açılması gerektiği kabul edilmekle, kanun dışı yakalanan veya tutuklananlar hakkında beraat hükmünün verilmesinden itibaren 10 yıl dolduktan sonra 466 sayılı Kanuna göre tazminat istenemeyeceği; bu kapsamda, incelemeye konu olan tazminat davasına dayanak teşkil eden Diyarbakır 4 nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 1994/651 Esas – 1999/369 Karar sayılı dosyasının incelenmesinde, 23.12.1999 tarihli beraat hükmünün davacının (sanığın) ve müdafiinin yokluğunda verildiği, her ne kadar mevcut bir kesinleşme şerhi yok ise de; beraat hükmüne yönelik herhangi bir temyiz talebinin bulunmadığı, davacının (sanığın) müdafiine 27.01.2000 tarihinde tebliğ edilen beraat hükmünün 04.02.2000 tarihinde kesinleştiğinin kabulünün gerekeceği, davanın ise 16.03.2012 tarihinde, hükmün kesinleştiği tarihten 10 yıl dolduktan sonra açıldığının anlaşılması karşısında, süresinde açılmayan davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla;
Yapılan incelemeye, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA, 17.11.2014 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.