Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Taksirle öldürme
Hüküm : TCK’nın 85/1, 62, 51/1-3. maddeleri gereğince mahkumiyet
Taksirle öldürme suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
23/03/2010 tarihinde ...Hospital da 35-36 haftada prematüre olarak normal spontan doğan, ... bebeğin solunum sıkıntısı nedeniyle yenidoğan yoğun bakım bölümüne çocuk doktoru sanık ... ...tarafından yatırıldığı, nazal CPAP ile solunum desteğinin sağlandığı, gece nöbetçi doktor tarafından mekanik ventilatöre bağlandığı, 24/03/2010 günü sabah Uz.Dr....'ın hastayı devir aldığı, Fentanil, Midazolam ve Dopamin başladığı, akciğer grafileri ile takip ettiği, Surfaktan tedavisine gerek görmediği, 24/03/2010 akşamı nöbetçi doktora hastayı devir ettiği, saat 04:00 sıralarında bebeğin oksijen düzeyinin azaldığı, akciğer grafısinde sağda atelektazi saptandığı, ikinci kez çekilen grafıde solda pnömotoraks, sol akciğerde kollaps saptandığı, 06:30'da hastanın genel durumunun kötüleştiği ve saat 07:15'te öldüğü olayda;
Adli Tıp 1.İhtisas Kurulu'nun 26.10.2011 tarihli 3128 karar numaralı ve 26.03.2014 tarihli 1397 karar numaralı raporlarında "takipleri sırasında bebeğe sıvı ve antibiyotik tedavisi başlandığı ve solunum desteği sağlandığı ancak prematüre ve solunum sıkıntısı olan bebeğe sürfaktan tedavisi başlanmasının uygun olacağı, sürfaktan verilmemesinin bir eksiklik olduğu, her ne kadar gece nöbetlerinde hasta takibini yapan doktorun kim olduğu ve uzman hekim olup olmadığı belirtilmemiş ise de olgunun klinik durumu dikkate alındığında 24 saat uzman hekim gözetiminde takip edilmesi gerektiği, meydana gelen pnömotoraksın bir komplikasyon olduğu ancak hızlı müdahale edilerek göğüs tüpü takılması halinde bebeğin kurtulma ihtimali bulunduğu cihetle acil cerrahi konsültasyonun istenmesi gerektiği, bunların yapılmamış olması nedeniyle Uzm.Dr....'ın kusurlu olduğu oybirliğiyle mütalaa edilmiş ise de sanığın 07.06.2012 tarihli savunmasında "hastanede çalışma saatlerinin 09:00- 18:00 arasında olduğunu, 24.03.2011 tarihinde bebeğin oksijen değerleri ve kan gazı değerlerinin normal sınırda olduğunu, asidos ve karbondioksit düşüklüğü yada yükseklik durumunun olmadığını, tümü ile değerlendirdiğinde surfaktan tedavisine gerek duymadığını, yan etkileri sebebiyle bebeğin bundan da zarar görebileceğini düşündüğünü, solunum cihazının yeniden basınç ve oksijen ayarlarını düzenlediğini, saat:18:00 de nöbetçi Dr. ... e nöbeti devrettiğini, saat:22:00 sıralarında hastaneyi arayarak hemşire Hilal Uyar ile görüştüğünü, bebeğin kan, oksijen değerlerinin ve basınç değerlerini öğrenerek normal olduğunu anladığını, sabahleyin bebeğin kötüleştiğinin ve yarım saat boyunca kalp masajı yapıldığı telefonla bildirildiğinde hemen hastaneye geldiğini belirttiği, sanık ... ... ile sanık ...'ın aynı tarihli ifadelerinde "sanık ...'e gece telefon ile bebeğin durumu hakkında bilgi verdiklerinde olumsuz bir durum olmadığını, gece 24.00'ten sonra bebeğin oksijen değerlerininn düştüğünü, durumu nöbetçi doktor ...'e bildirdiklerini,doktor İsmail ile birlikte bebeği takip ettiklerini" bildirmeleri karşısında sanığın olay nedeniyle tıbbi açıdan kusurlu bulunup bulunmadığının tespitine ilişkin olarak önceki raporlarda irdelenecek şekilde ve sanığın eylemi ile ölüm neticesi arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığının her türlü şüpheden uzak biçimde saptanması için bir kez de Yüksek Sağlık Şurası'ndan rapor alınmasından sonra sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden gözetilmeden, eksik inceleme ile yazılı şekilde taksirle öldürme suçundan mahkumiyet hükmü kurulması,
Kabule göre de Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun Dairemizce de benimsenen 07/07/2009 tarih...-...-... sayılı kararında da vurgulandığı üzere, taksirli suçlar açısından temel cezanın belirlenmesinde TCK'nın 61/1. maddesinin (g) bendinde yer alan "sanığın güttüğü amaç ve saik" gerekçelerine dayanılmayacağının gözetilmemesi,
Kanuna aykırı olup, sanık müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA; 14.02.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.