(2004 S. K. m. 154, 155, 156, 164, 166, 182, 193, 311) (1086 S. K. m. 79, 91)
Dava: Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz olunması üzerine; bu işle ilgili dosya, mahallinden 10.12.1984 tarihinde gönderilmiş olmakla, okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Gıyapta verilen iflas kararı, borçluya tebliğ edilmemiş ve kesinleşmemiştir. Temyiz olunan kararda, Yargıtay Genel Kurulu`nun içtihadı gereğinden bahisle, iflasın kaldırılması isteği reddedilmiştir.
Yüksek Yargıtay HGK, 24.6.1977 tarıh, 1976/12-2052 Esas, 1977/658 Karar sayılı ilamı ile, iflas kararı kesinleşmeden iflas davasından
vazgeçilebileceğini kabul etmiş, bilahare 6.4.1983 tarihli bir kararı ile aksi istikamette ittihaz etmiştir.
Doktrinde genellikle, iflas kararı verildikten sonra davadan vazgeçilemeyeceği kabul edilmiş, ancak İİK`de bunu engelleyen kanun hükmü gösterilmemiş, mücerret "külli tasfiye"den söz edilmiştir. HGK`nin 6.4.1983 tarihli kararında gösterilen ve ileri sürülen hususlar da, "vazgeçme"nin mümkün olmadığını kabule elverişli bulunmamıştır. Şöyle ki:
İİK`de "ferdi" ve "toplu" olmak üzere takip şekli kabul edilmiş değildir. İlamsız takiplerin bir türü olan iflas yoluyla takip usulü kabul edilmiş ve İİK`nin 155 ve takip eden maddelerinde gerekli düzenleme yapılmıştır.
İflasa tabi hakiki veya hükmi şahıslar hakkında, her alacaklı alacağını bu yolla takip ve dava hakkını haizdir. Takip ve dava takibi yapan, davayı açan alacaklıyı ilgilendirir. Bu kişi, iflasını istediği şahsın diğer alacaklılarının vekili değildir. Şahsı adına ve kendi alacağını teminen yaptığı takipten, açtığı davadan, takibin ve davanın her safhasında iflas kararı verildikten sonra da bu kararın kesinleşmesine kadar vazgeçebilir.
İİK`nin hileli ve taksirli iflasa ait 311. maddesi, vazgeçmeye engel bir hüküm olarak gösterilmek istenmektedir. Oysa anılan maddedeki suçun oluşması, kesinleşmiş bir iflas kararının mevcudiyeti ile mümkündür. O halde iflas kararının kesinleşmesiyle müflise ait mallar, aalacaklıların müşterek rehni makamında olur.
İflas, hükümle açılır. Ancak, hukuki sonuçlarını, kararın kesinleşmesi ile doğurur ve bu sonuç, geriye doğru riayet eder.
İİK`nin 164. maddesi de, kararı ile borçlunun müflis sayılamayacağını gösterir. Maddede, iflas kararının bozulması üzerine borçlunun malları üzerindeki tedbirin devam edececeğinden, bu tedbirin mahkemece kaldırılabileceğinden söz edilmektedir.
O halde, iflas kararı ile borçluluk sıfatının devam ettiğinin ve yapılan işlemlerin "tedbir" olduğunun kabulü zorunludur. Maddedeki "borçlu" ve "tedbir" kelimelerinin anlamı da budur.
İİK`nin 166.maddesindeki bildirimler tamamen "tedbir" olup, iflas kararının kesinleşmesiyle alacaklılara ödemeye tahsis edilir. Karar bozulursa, mahkemece tedbirin kaldırılmasına dair karar verilebileceği cihetle, bu bildirimlerin tedbir niteliği, İİK`nin 164. maddesi gereğidir. Kanun`un 193. maddesi, iflasın açılmasıla takiplerin duracağını, iflas kararının kesinleşmesiyle takiplerin düşeceğini öngördüğüne göre, iflas kararının, hukuki sonuçlarını
kararın kesinleşmesinden sonra doğuracağı anlaşılır. Aksi halde kanun vazıı, takiplerin, iflasın açılması ile düşeceğini hükme bağlardı.
Ödeme güçlüğü içinde bankerler hakkında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname`nin 15. maddesinde, Kararname`de hüküm bulunmayan hallerde, İİK`nin hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür. İİK`de vazgeçmeyi engelleyen bir hüküm olmadığından, Kararname daha da ileri giderek, "davanın, açılmasından itibaren vazgeçilemeyeceği" hükmünü, 6. maddesi 3. fıkrasında getirmiştir. Bunun nedeni, tasfiye isteme süresinin bir ayla sınırlı olmasındandır. Oysa iflas yoluyla takip ve dava için böyle bir süre öngörülmüş değildir. Her alacaklı, dilediği zaman iflasa tabi şahıs hakkında iflas yoluyla takip yapabilir, dava açabilir.
İİK`nin 182. maddesi, iflas kararının, kesinleşmeden önce vazgeçme sebebiyle kaldırılmasına engel bir hüküm getirmiş değildir. Maddedeki "bütün alacaklılar" tabiri ve "bütün alacaklıların ancak kesinleşen iflas kararından sonra belirlenebileceği"nden (söz edilmesi,) anılan maddenin, kesinleşen iflas kararları hakkında tatbik edileceğini göstermektedir. Kesinleşmeyen iflas kararından ne bütün alacaklılar bellidir, ne de iflası gereken borç miktarı bellidir. O halde, 182. madde, iflas davasından, kesinleşmeden önce vazgeçmeyi engelleyen bir hüküm getirmemiştir.
Kanun`un 164. maddesi, karar kesinleşinceye kadar yapılacak işlemlere aittir. Ve, ikinci alacaklılar toplantısına kadar olan muamelelere cevaz vermektedir. İflas kararı bozularak veya vazgeçilmek suretiyle kalkarak kesinleşmez ise, ikinci alacaklılar toplantısına kadar olan devrede yapılan işlemler ve alınan tedbirler kalkacaktır.
"İflasın karar ile açılması" "keyfiyeti ile kesinleşmesiyle hukuki sonuçlarını doğruacağı keyfiyetini birbirinden ayırmak gerekir. Yukarıda açıklandığı gibi, iflas kararının kesinleşmesine kadar yapılan muameleler, "tedbir" niteliğinde işlemlerdir. Diğer dava türlerinde, HUMK`nin 101 ve takip eden maddelerine göre alınan tedbirle aynı mahiyettedir. Dava sonunda mahkemenin verdiği kararda, "tedbirin devamına" denmiş oluşu, nasıl davadan vazgeçmeyi önlemezse, iflas davasında da durum aynıdır. Ancak, igflas kararı kesinleştikten sonra, yasa gereği "külli tasfiye" söz konusu olduğundan, davacının vazgeçmesi kafi olmayıp, 182. maddedeki şartların oluşması gerekir.
HGK`nin, son defa Resmi Gazete`de yayımlanan kararında, İİK`nin sistematiği içinde iflas idaresinin neleri yapması gerektiği izah edilmiş, ancak, kesinleşmeden önce vazgeçmeyi engelleyen maddeler ve bu hususta gerekli (nedenler) gösterilmemiştir. HGK`nin kararında yazılı hususlara, Yargıtay özel dairesince ve HGK`nin daha önceki 24.6.1977 tarihli kararında karşı çıkılmış değildir. Uyuşmazlık, maddelerde değil, bu maddelere göre, iflas davasından "kesinleşmeden evvel vazgeçilip geçilmeyeceği" hususundadır. HUMK`nin 79 ve 91. maddelerine göre, sarahat olmadıkça, hiç kimse, açtığı davadan feragat etmekten men edilemez. İİK`de bunu engelleyen bir hüküm yoktur. Aksinin kabulü, Anayasanın 36.maddesine aykırı olur. İflas gibi ağır sonuçlar doğuran bir konuda, yorum yoluyla "vazgeçme"nin mümkün olmadığının kabulü, ekonomik hayatta yarar değil zarar meydana getirir.
Genel Kurul kararında "vazgeçme"nin mümkün olmadığı yolundaki kabule gerekçe olarak, İİK`de engel bir hüküm mevcutmuş gibi, "mevzuatımızda vazgemeye hukuki değer verilemeyeceği haller, sadece iflas hükmüne münhasır değildir" denildikten sonra, HUMK`nin, hakimlerin mesuliyetine ait 573,576; ortaklığın giderilmesine ait 569,570; hakimin reddine ait 534; sahtelik iddiası hakkında 320. maddeler örnek gösterilmektedir. Oysa, hakimin mesuliyetini, hakimin reddine ve sahtecilikten feragatı düzenleyen maddelerde, bu hususlarda vazgeçmenin mümkün olmadığı açıkça gösterilmiştir. Ortaklığın giderilmesinde ise, hissedarlar arasındaki dava söz konusudur. Ve Yargıtay, bu tür davaları "karşılıklı dava" olark nitelendirmek suretiyle, vazgeçmeyi kabul etmemektedir. İflas davasında iflas takibini yapan alacaklı tektir. Yukarıdaki örneklerdeki gibi, vazgeçmeyi men eden hükümler, iflas davası hakkında mevcut değildir.
178. maddede keza, vazgeçmeyi engelleyen bir hüküm yoktur.
İflas, toplu takip değildir. Esasen İİK`de "toplu takip" diye bir takip şekli öngörülmemiştir. Takip, iflası gerektirmez. İflas kararı mahkemece verilir. Ve davacı, yasal bir istisna ve engel mevcut olmadığından, hüküm kesinleşinceye kadar davasından vazgeçebilir.
Ayrıca, gerek doktrinde, gerekse Genel Kurul Kararı`nda, borçlunun temyizi üzerine iflas kararı bozulmuş ise, gerek takip alacaklısı (iflas davasının davacısı), gerekse takip borçlusu (iflas davasının davalısı), davayı takip etmezler ve yenilemezlerse durum ne olacaktır sorusuna cevap yoktur. Bu ahvalde tasfiye yürümeyecektir. Hiç değilse, İİK`nin 156.maddesi son fıkrası gereğince, bir sene sonra davanın düşmesi gerekir. Kanun vazıı, vazgeçmeyi engellemek isteseydi, bozmadan sonra davaya resen devam olunacağını veya herhangi bir alacaklının davayı yürütebileceğini, hatta iflas dairesinin veya teşekkül etmiş ise iflas idaresinin davayı takip edeceğini öngörürdü. Kanun`da bu yolda bir hüküm de mevcut değildir. Bu da, karar kesinleşmeden vazgeçmenin mümkün olduğunun açık bir kanıtıdır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, vazgeçme sebebiyle iflas davasının reddine ve iflasın kaldırılmasına karar verilmek gerekirken, isteğin reddolunması isabetsiz, temyiz itirazları yerinde görüldüğünden, hükmün İİK`nin 366 ve HUMK`nin 428.maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 17.1.1985 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy