(7201 S. K. m. 16, 20, 32)
Dava: Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki Taraf vekilleri tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Alacaklı tarafından borçlu hakkında başlatılan kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibinde icra müdürlüğünce borçluya gönderilen örnek 163 ödeme emrinin 13.7.2004 tarihinde aynı konutta birlikte sakin oğlu S. Bişen'e tebliğ edildiği anlaşılmaktadır. Tebligatın yapıldığı tarihte borçlunun kalp rahatsızlığı nedeniyle Muğla Devlet Hastanesinde yattığı ve 16.7.2004 tarihinde ise hastaneden taburcu olduğu görülmektedir. Borçlu vekili 23.7.2004 tarihinde icra mahkemesine başvurarak bu tebligattan 22.7.2004 tarihinde müvekkilinin haberdar olduğunu öne sürmüş tebliğ tarihinin düzeltilmesini istemiş, ayrıca oğlu olan alacaklının vekaleti kötüye kullanarak takip konusu çeki doldurup hakkında icra takibine geçtiğini, diğer oğlunun da bu işe iştirak ettiğini açıklayarak takip konusu borca itiraz etmiştir.
Tebliğ tarihinde borçlunun hastanede olduğu belgelerle sabittir. Tebligat Kanununun 16. maddesinde, yazılı olan şahıslara muhatap adına tebligatın yapılabilmesi için adreste ikamet eden muhatabın tebligatın yapıldığı sırada orada olmaması gerekir. Aksi takdirde yapılacak tebliğ usulsüz olacaktır. Muhatap, o adreste olmakla beraber sadece tebliğin yapılacağı anda, (mesela muhatap o sırada işyerinde olduğu için bulunmuyorsa) tebligat 16. madde hükmü uyarınca yapılır. Tebligat Kanunun 16. maddesindeki şahıslar muhatabın geçici olarak başka yere gittiğini beyan etmişlerse 7201 S.K.nun 20. maddesine göre işlem yapılacaktır.
Somut olayda yukarıda da açıklandığı üzere borçlu tebligatın yapıldığı tarihte hastanede yatmakta olup ne zaman çıkacağı da belli değildir. Bu durumda olayda Tebligat Kanunun 16. maddesinin uygulanma olanağı yoktur. O halde mahkemece Tebligat Kanununun 32. maddesine göre ödeme emri tebliğ tarihinin beyan edildiği tarih olan 22.7.2004 olarak düzeltildikten sonra borçlunun itirazlarının incelenerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde bu yöne ilişkin istemin reddi yolunda hüküm kurulması isabetsizdir.
Sonuç: Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK.'nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, bozma kararına göre alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının reddine, 10.10.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy