MAHKEMESİ : Çorum İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 15/10/2008
NUMARASI : 2008/654-2008/806
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :
Alacaklı banka tarafından, kredi alacağı sebebi ile ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takibe geçildiği, alacağa mahsuben banka adına alınan taşınmaza ilişkin olarak KDV bedeli, cezaevi harcı, tahsil harcı, damga vergisi ve tellaliye harcının bankadan talep edilmemesi gerektiğine ve taşınmazın aynından kaynaklanan vergilerin ihale bedelinden kesilmemesine karar verilmesi istemiyle icra mahkemesine başvurulduğu, mahkemece şikayetin reddine karar verildiği görülmektedir.
1- Cezaevi harcının ve taşınmazın aynından kaynaklanan vergilerin 492 sayılı Harçlar Kanununun kapsamı dışında kaldığı anlaşıldığından bu konudaki mahkeme kararında usul ve yasaya aykırı bir yön yoktur.
2464 Sayılı Belediye Gelirleri Kanunu'nun 68.maddesinde; tellallık harcından mal ve ürünlerini satan gerçek ve tüzel kişilerin ödemekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. Bu durumda, harcın sorumlusu ihalede malı satılan borçludur. Ancak, bu harç borçluya ait ise de, onun adına bu harcı yatıran alıcı daha sonra bu parayı borçludan geri alabilir. Bu durumda, alacaklının anılan harçtan sorumlu olmadığına dair Harçlar Kanunu'ndaki muafiyete ilişkin hükümler burada uygulanmaz. Açıklanan nedenlerle alacaklının tellaliye harcına ilişkin temyiz itirazları da yerinde değildir.
Öte yandan icra müdürlüğünce damga vergisi alınmamasına karar verilmiş olmakla bu konudaki şikayetin de konusu bulunmamaktadır.
Bu nedenlerle cezaevi ve tellaliye harcı ile damga vergisi ve taşınmazın aynından doğan vergilerin ihale bedelinden kesilmesine yönelik temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Tahsil harcına ilişkin şikayete gelince:
06.06.2008 tarihinde yürürlüğe giren 04.06.2008 tarih ve 5766 sayılı Kanunun 11/ç maddesiyle, 492 sayılı Harçlar Kanununun 123/son maddesi yeniden düzenlenmiş ve son fıkrada yer alan “harca tabi tutulmaz” ibaresi, “bu Kanun’da yazılı harçlardan müstesnadır” şeklinde değiştirilmiştir. Yapılan bu son değişiklikle, bankalar, yurt dışı kredi kuruluşları ve uluslar arası kurumlarca kullandırılacak kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödenmelerine ilişkin işlemler, borçlu alacaklı ayrımı yapılmaksızın 492 sayılı Harçlar Kanununda yer alan yargı harçlarından da müstesna tutulmuştur. Nitekim, maddenin gerekçesinde bu değişiklik “492 sayılı Harçlar Kanununun 123.maddesinde kredilere ilişkin istisna hükmünün yargı harçlarını da kapsamı içine aldığı hususu açıklığa kavuşturularak uygulamadaki tereddütlerin giderilmesi amaçlanmaktadır” şeklinde ifade edilmiştir. Diğer taraftan bu durum Yüksek Danıştay 9.Dairesi’nin bu yöndeki yerleşmiş birçok kararı ile de kabul edilmiş bulunmaktadır (Danıştay 9.Dairesi 20.10.2008 T. 2006/4958 E, 2008/4769 K, 15.10.2008 T. 2007/3486 E, 2008/4610 K., 15.10.2008 T. 2005/3203 E, 2008/4591 K, 15.10.2008 T. 2006/84 E, 2008/4597 K.). Açıklanan ve yeni oluşan bu durum karşısında, bankalar, yurtdışı kredi kuruluşları ve uluslar arası kurumlarca kullandırılacak kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödenmelerine ilişkin olarak icra dairelerinde yapılacak işlemlerin, 492 sayılı Harçlar Kanununda yazılı harçlardan ve aynı Kanun’da yer alması nedeniyle de tahsil harcından müstesna olduğunun kabulü gerekir. ./..
Somut olayda, şikayetçi banka tarafından, borçluya kullandırılan kredinin geri ödenmesini temin amacıyla icra takibi yapıldığı anlaşıldığından ve dolayısıyla yukarıda anılan yasa hükmü gereğince, ihale bedeli, tahsil harcından müstesna olduğundan, bu yöndeki şikayetin kabulü yerine yazılı gerekçe ile reddine karar verilmesi isabetsizdir.
3- Alacaklı vekilinin Katma Değer Vergisinden sorumlu olmadıklarına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunun 1. maddesinde,’Türkiye’de yapılan aşağıdaki işlemler katma değer vergisine tabidir.’hükmü yer almaktadır. Aynı kanunun 1. maddesinin (d) bendinde ‘müzayede mahallerinde ve gümrük depolarında yapılan satışların katma değer vergisine tabi olduğu hükme bağlanmış 15 ve 48 seri nolu Katma Değer Vergisi genel tebliğlerinin müzayede mahallinde yapılan satışları düzenleyen bölümünde cebri icra, izaleyi şuyu, ipoteğin paraya çevrilmesi ve tasfiye nedenleriyle müzayede mahallerinde yapılan açık artırma, pazarlık ve diğer şekillerdeki satışların katma değer vergisine tabi olduğu açıkça belirtilmiştir. Yasa maddesi ve uygulamaya ilişkin tebliğler birlikte değerlendirildiğinde müzayede mahallerinde yapılan aleni ve özel satışlar ile cebri satışların ticari olup olmadığına bakılmaksızın katma değer vergisine tabi olması gerekmektedir. Yüksek Mahkeme olan Danıştay’ın kararları da bu yöndedir. Uygulamada cebri icra satışlarında KDV alınmakta olup KDV kanununda cebri icra ile ilgili özel bir düzenleme mevcut değildir. Cebri icradaki KDV alımı, Katma Değer Vergisi Kanunun 1/3-d bendi uyarınca yapılmaktadır. Yasa koyucu Katma Değer Vergisi Kanunun 11. ve sonraki maddelerinde, kanunun 1. maddesine göre KDV den sorumlu olanlarla ilgili olarak bazı hallerde muafiyete ilişkin düzenlemeler getirmiştir. Katma Değer Vergisi Kanununun 17.maddesinin değişik (r) bendinde ‘bankalara borçlu olanların ve kefillerinin borçlarına karşılık taşınmaz ve iştirak hisselerinin (müzayede mahallinde yapılan satışlar dahil) bankalara devir ve teslimleri’nin KDV den muaf olduğu açıkça belirtilmiştir. Bu durumda Danıştay kararları, Yargıtay ve diğer Daire görüşlerine ve uygulamaya uygun olarak yeniden oluşturulan içtihatlarımız doğrultusunda, alacaklı banka, alacağına karşılık borçlu ve kefilinin borçları ile ilgili olarak onlara ait taşınmazları cebri icra yolu ile aldığı takdirde KDV den muaftır.
Somut olayımızda alacaklı banka kredi borcuna karşılık almış olduğu ipoteğe dayalı olarak takip başlatmış, kesinleşen takip üzerine yapılan ihalede taşınmazı alacağına mahsuben almıştır. Bu durumda yukarıda açıklandığı üzere alacaklı banka KDV uygulamasından muaf olacağı için kendisinden bu konuda ödeme yapılması istenemez. Mahkemece KDV’ye ilişkin şikayetin de kabulü yerine reddi doğru değildir.
SONUÇ:Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile Mahkeme kararının yukarıda ( 2 ). nolu bentte yazılı nedenlerle tahsil harcı, ( 3 ). nolu bentte yazılı nedenlerle de KDV yönünden İİK.366. ve HUMK.428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), tahsil harcı yönünden oyçokluğuyla, diğer yönlerden oybirliğiyle 07/04/2009 gününde karar verildi.
Karşı Oy Yazısı:
01.01.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5035 sayılı yasanın 31. maddesi ile değişik 492 sayılı harçlar kanununun 123/3 maddesi gereğince bankalar, yurt dışı kredi kuruluşları ve uluslar arası kurumlarca kullandırılacak kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödemelerine ilişkin işlemlerin harca tabi tutulamayacağı düzenlenmiştir. Bu yasadan sonra, 04.06.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5766 sayılı yasanın 11/ç maddesi ile 492 sayılı yasanın 123 ncü maddesinin son fıkrasında yer alan "harca tabi tutulmaz" ibaresi "bu kanunda yazılı harçlardan müstesnadır" şeklinde değiştirilmiştir. Dairemiz çoğunluğu tarafından, 492 sayılı yasanın 123/son maddesindeki bu değişikliğin 'kredilerin geri dönüşümü ile ilgili işlemlerde tahsil harcının' alınamayacağı düşünülmektedir.
İİK'nun 15 nci maddesi ise harcın kim tarafından ödeneceğini açıklayarak "icra ve iflas harçlarını kanun tayin eder. Kanunda hilafı yazılı değilse bütün harç ve masraflar borçluya ait olup neticede ayrıca hüküm ve takibe hacet kalmaksızın tahsil olunur" demekle tahsil harcının sorumlusunun borçlu olduğunu açıklamıştır.
Dairemizce süre gelen içtihatlarında bu kural uygulanmış ise de Hukuk Genel Kurulu'nun önüne gelen dairemizle ilgili uyuşmazlıkta H.G.K.'ca 22.09.2004 tarih 2004/12-491 esas sayılı kararı ile paranın tahsil anında devletin harçla ilgili kaybını önlemek Harçlar Kanununun 128. maddesindeki memur mesuliyetini azaltmak amacı ile ilerde borçludan alınmak üzere tahsil anında tahsil harcının alacaklıdan tahsili gerekeceğine karar verilmiştir.
Yine 4684 sayılı yasanın geçici 4. maddesinin ikinci fıkrasında ise "yeniden yapılandırma süreci içerisinde, bankalarca kredi alacaklarının tahsili amacı ile açılmış ve açılacak dava ve takipler sonuçlandırılıncaya kadar 492 sayılı harçlar kanunun 2, 23, 29. maddelerinin uygulanmayacağı belirtilerek, harçlar kanununun hangi maddelerinin uygulanmayacağına açıklık getirilmiştir.
Oysa ki 5766 sayılı yasanın 11/c maddesi ile harçlar kanununun 123/son maddesinde değişiklik düzenlenirken, harçlar yasasının hangi maddelerinin verilen kredilerin geri dönüşü ile ilgili işlemlerde uygulanmayacağına yönelik, 4684 sayılı yasanın geçici 4. maddesinin ikinci fıkrasındaki gibi bir açıklık getirilmemiştir.
492 sayılı Harçlar kanununun 28. maddesi (b) bendinde yer alan ve icra takiplerinde tahsil harcının alacağın ödenmesi sırasında tahsil edilmesi gerektiği şeklindeki hüküm, yasanın diğer hükümleri gibi kamu düzeni ile ilgilidir.
5766 sayılı yasanın 11/c maddesinin İİK. 123/son maddesinde getirdiği değişik sonucu borçlunun ödemekle yükümlü olduğu tahsil harcının alınmaması sağlanmış olur ki, bu durumda yapılan adli hizmetlerin karşılıksız kalmasına neden olunacaktır. Sonuçta bu düzenlemeden devlette zarar görmüş olacağından, bu mağduriyete neden olmamak için kredilerin geri dönüşümü ile ilgili işlemlerden tahsil harcı alınması gerekir. Bu nedenle tahsil harcı yönünden de temyiz itirazlarının reddi gerektiği görüşündeyim.
Karşı Oy Yazısı :
Harç, yapılan bir hizmet karşılığı olarak Devletin aldığı paradır.
İİK'nun 15.maddesinde kanunda aksine hüküm bulunmadıkça bütün harç ve masrafların borçluya ait olduğu 492 sayılı Harçlar Kanununun 28/b maddesinde tahsil harcının alacağın ödenmesi sırasında yatırılan paradan tahsil edileceği, Harçlar Kanununun 32.maddesinde ilgilisi tarafından ödenmeyen harçları diğer tarafın ödeyeceği 127.maddesinde yargı işlemlerinden alınan harçlar ödenmedikçe müteakip işlemlerin yapılamayacağı düzenlenmiştir. İİK'nun 12.maddesine göre ise borçlunun borcu yatırılan paradan kesilerek ödenen tahsil harcı kadar devam eder. Alacaklının ödediğini zannettiği harç miktarı kadar, takibe devam hakkı vardır. Bu düzenlemelere paralel olarak
Devletin harçla ilgili kaybını önlemek ve Harçlar Kanununun 128.maddesindeki memur mesuliyetini azaltmak amacı ile ileride borçludan alınmak üzere tahsil harcının alacaklıya ödeme yapıldığı sırada alacaklıdan alınacağı belirtilmiştir. HGK. 22.09.2004 tarih 2004/12-491 2004/413 sayılı kararında, ödeme ister tümden ister kısmen olsun tahsil harcının, alacağın tahsili sırasında alınmasını öngörmektedir.
492 sayılı Harçlar Kanununun 123.maddesinde genel muaflıklar ve istisnalar başlığı altında 3 no'lu bendinde "Bankalarca kullandırılacak kredilerin tümü ve bunların teminatları ile geri ödemelerine ilişkin işlemlerin bu kanunda yazılı harçlardan müstesna olduğu belirtilmiştir. Maddedeki muafiyet banka tarafından söz konusu kredi alacağının geri ödenmesi ile ilgili kendisinin yapacağı işlemleri kapsamakta olup, kredinin icra yoluyla geri ödenmesi alacaklının yapacağı takiple mümkün olur. Alacaklı bu geri ödeme ile ilgili takipte alacaklı sıfatı ile sorumlu olduğu harçlardan muaf ise de sorumluluğun borçluda olduğu tahsil harcı kendisine ödenen paradan öncelikle kesilmelidir. Bu miktar içinde alacaklının takibe devam hakkı vardır. Aksinin kabulü borçluyu tahsil harcından kurtarmak olur ki, kanun bunu amaçlamamıştır. Bir başka anlatımla borçlunun ödeyeceği tahsil harcının da alacaktan öncelikle kesilemeyeceği amaçlansa idi 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 140.maddesinin 3.fıkrasında fon alacakları için getirilen düzenleme gibi açık bir düzenleme getirilmesi gerekirdi. Tahsil harcının alacaklı bankaya yapılan ödemelerden öncelikle kesileceği hususu Harçlar Yasasının diğer hükümleri ile paralellik teşkil edeceğinden mahkeme kararının tahsil harcı yönünden onanması görüşündeyim.
Full & Egal Universal Law Academy