MAHKEMESİ : Konya 2. İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 03/02/2009
NUMARASI : 2009/61-2009/69
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :
1- Alacaklı vekilinin damga vergisine ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde:
Vergi Kanunlarının Yeni Türk Lirasına Uyumu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında 1.1.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5281 Sayılı Kanunun 8.maddesi ile 488 sayılı Damga Vergisi Kanununun, damga vergisinden istisna edilen işlemleri kapsayan (2) sayılı tablosuna 35 numaralı fıkra eklenmiştir. Bu fıkraya göre; “5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (12) numaralı bendi kapsamındaki işlemler nedeniyle düzenlenen kâğıtlar,” damga vergisinden istisna tutulmuştur.
5422 sayılı Kanun, 21.06.2006 tarih ve 26205 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 13.06.2006 tarihli 5520 sayılı "Kurumlar Vergisi Kanunu"nun 36. maddesi gereği yürürlükten kaldırılmış ise de, 21.06.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun Geçici 1/5.maddesindeki; “Diğer kanunlarla 5422 sayılı Kanuna yapılmış olan atıflar, ilgili olduğu maddeler itibarıyla bu Kanuna yapılmış sayılır” düzenlemesi karşısında, 488 sayılı Kanuna ekli (2) sayılı tablonun 35. fıkrasına yapılan atfın, 5520 sayılı Kanunun 5.maddesine yapıldığının kabulü gerekir.
5520 Sayılı Kanunun 5/1-f maddesi gereğince; “Bankalara borçları nedeniyle kanunî takibe alınmış veya Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna borçlu durumda olan kurumlar ile bunların kefillerinin ve ipotek verenlerin sahip oldukları taşınmazlar, iştirak hisseleri, kurucu senetleri ve intifa senetleri ile rüçhan haklarının, bu borçlara karşılık bankalara veya bu Fona devri….”, istisna kapsamında sayıldığına göre, bankaların yalnızca kredi sözleşmesinden kaynaklanan değil, her türlü alacaklarının tahsili için yaptıkları icra takibi nedeniyle yapılan ihale sonucu taşınmazı alacaklarına mahsuben almaları halinde, anılan işlemin damga vergisinden müstesna olduğunun kabulü gerekmektedir.
O halde alacaklı bankanın damga vergisine yönelik şikayetinin kabulü yerine reddi isabetsizdir.
2- Alacaklı vekilinin KDV alınmasından sorumlu olmadıklarına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde:
3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 1. maddesinde, “Türkiye’de yapılan aşağıdaki işlemler katma değer vergisine tabidir.” hükmü yer almaktadır. Aynı kanunun 1. maddesinin (d) bendinde; müzayede mahallerinde ve gümrük depolarında yapılan satışların katma değer vergisine tabi olduğu hükme bağlanmış 15 ve 48 seri nolu Katma Değer Vergisi genel tebliğlerinin müzayede mahallinde yapılan satışları düzenleyen bölümünde cebri icra, izaleyi şuyu, ipoteğin paraya çevrilmesi ve tasfiye nedenleriyle müzayede mahallerinde yapılan açık artırma, pazarlık ve diğer şekillerdeki satışların katma değer vergisine tabi olduğu açıkça belirtilmiştir. Yasa maddesi ve uygulamaya ilişkin tebliğler birlikte değerlendirildiğinde müzayede mahallerinde yapılan aleni ve özel satışlar ile cebri satışların ticari olup olmadığına bakılmaksızın katma değer vergisine tabi olması gerekmektedir. Yüksek Mahkeme olan Danıştay’ın kararları da bu yöndedir. Uygulamada cebri icra satışlarında KDV alınmakta olup KDV Kanununda cebri icra ile ilgili özel bir düzenleme mevcut değildir. Cebri icradaki KDV alımı, Katma Değer Vergisi Kanununun 1/3-d bendi uyarınca yapılmaktadır. Yasa koyucu Katma Değer Vergisi Kanununun 11. ve sonraki maddelerinde, kanunun 1. maddesine göre KDV den sorumlu olanlarla ilgili olarak bazı hallerde muafiyete ilişkin düzenlemeler getirmiştir. Katma Değer Vergisi Kanununun 17.maddesinin değişik (r) bendinde ‘bankalara borçlu olanların ve kefillerinin borçlarına karşılık taşınmaz ve iştirak hisselerinin (müzayede mahallinde yapılan satışlar dahil) bankalara devir ve teslimleri’nin KDV den muaf olduğu açıkça belirtilmiştir. Bu durumda Danıştay kararları, Yargıtay ve diğer Daire görüşlerine ve uygulamaya uygun olarak yeniden oluşturulan içtihatlarımız doğrultusunda, alacaklı banka, alacağına karşılık borçlu ve kefilinin borçları ile ilgili olarak onlara ait taşınmazları cebri icra yolu ile aldığı takdirde KDV den muaftır.
Somut olayımızda, alacaklı banka, kredi alacağından dolayı icra takibi başlatmış, kesinleşen takip üzerine, yapılan ihalede borçluya ait taşınmazı alacağına mahsuben almıştır. Bu durumda, yukarıda açıklandığı üzere alacaklı banka KDV uygulamasından muaf olacağı için, kendisinden bu konuda ödeme yapılması istenemez. O halde, mahkemece şikayetin kabulü ile KDV alınmasına ilişkin icra memuru işleminin iptaline karar verilmesi gerekirken aksi düşünce ile şikayetin reddi isabetsizdir.
3- Alacaklı vekilinin tahsil harcına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde:
06.06.2008 tarihinde yürürlüğe giren 04.06.2008 tarih ve 5766 sayılı Kanunun 11/ç maddesiyle, 492 sayılı Harçlar Kanununun 123/son maddesi yeniden düzenlenmiş ve son fıkrada yer alan “harca tabi tutulmaz” ibaresi, “bu Kanun’da yazılı harçlardan müstesnadır” şeklinde değiştirilmiştir. İstisna ve muafiyet kavramları vergi hukukunda ayrı ayrı düzenlenmiş olup; istisna bir işleme, muafiyet ise şahsa ilişkindir. Maddede açıkça müstesna ifadesi kullanılmış olması karşısında, yapılan bu son değişiklikle, bankalar, yurt dışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumlarca kullandırılacak kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödenmelerine ilişkin işlemler, alacaklı-borçlu ayrımı yapılmaksızın 492 sayılı Harçlar Kanununda yer alan yargı harçlarından da müstesna tutulmuştur. Nitekim maddenin gerekçesinde bu değişiklik “492 sayılı Harçlar Kanununun 123.maddesinde kredilere ilişkin istisna hükmünün yargı harçlarını da kapsamı içine aldığı hususu açıklığa kavuşturularak uygulamadaki tereddütlerin giderilmesi amaçlanmaktadır” şeklinde ifade edilmiştir. Diğer taraftan bu durum Yüksek Danıştay 9.Dairesi’nin bu yöndeki yerleşmiş birçok kararı ile de kabul edilmiş bulunmaktadır (Danıştay 9.Dairesi 20.10.2008 T. 2006/4958 E, 2008/4769 K, 15.10.2008 T. 2007/3486 E, 2008/4610 K., 15.10.2008 T. 2005/3203 E, 2008/4591 K, 15.10.2008 T. 2006/84 E, 2008/4597 K.).
Açıklanan ve yeni oluşan bu durum karşısında, bankalar, yurtdışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumlarca kullandırılacak kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödenmelerine ilişkin olarak icra dairelerinde yapılacak işlemlerin, 492 sayılı Harçlar Kanununda yazılı harçlardan ve aynı Kanun’da yer alması nedeniyle de tahsil harcından müstesna olduğunun kabulü gerekir. Bu nedenle tahsil harcının, alacaklı bankaya ödenen paradan kesilmesi mümkün olmadığı gibi, alacağına mahsuben alacaklı bankaya ihalenin yapılması halinde de satış bedeli üzerinden icra dairesine ödenmesi istenemez.Somut olayda, şikayetçi banka tarafından, borçluya kullandırılan kredinin geri ödenmesini temin amacıyla icra takibi yapıldığı anlaşıldığından ve dolayısıyla yukarıda anılan yasa hükmü gereğince, ihale bedeli, tahsil harcından müstesna olduğundan, bu yöndeki şikayetin kabulü yerine yazılı gerekçe ile reddine karar verilmesi isabetsizdir.
SONUÇ : Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 28.10.2009 gününde tahsil harcı yönünden oyçokluğuyla, diğer yönlerden oybirliğiyle karar verildi.
... karşı oy yazısı :
Medeni usul hukukunda olduğu gibi icra hukukunda harç ve giderler sonuçta haksız çıkan tarafa yükletilir. Harç yapılan bir hizmet karşılığı olarak Devletin aldığı bir paradır. Tahsil harcıda bu amaca yönelik olup sorumlusu İİK.nun 15. maddesi uyarınca borçlu olup kendisinden tahsil edilir.Tahsil harcı 492 sayılı Harçlar Kanunun 28/b maddesi uyarınca alacağın ödenmesi sırasında yatırılan paradan tahsil olunur.Aynı kanunun 32. maddesinde ‘yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemlerin yapılmayacağı ‘belirtilmiştir.Yine bu madde uyarınca ilgilisi tarafından ödenmeyen harçları diğer taraf ödeyip işlemin yapılmasını sağlayabilir.Ödenen bu para daha sonra isteğe gerek olmaksızın hükümde dikkate alınır.
492 sayılı Harçlar Kanunun 123. maddesi ‘genel muaflıklar ve istisnalar’ başlığını taşımakta olup bu maddenin 3 nolu bendinde bankalarca kullandırılacak kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödemelerine ilişkin işlemlerin bu kanunda yazılı harçlardan müstesna olduğu belirtilmiştir. Kanunda daha önce yazılı olan harca tabi tutulmaz ibaresi 4.06.2008 tarihli 5766 sayılı kanunla harçlardan müstesnadır şeklinde değiştirilmiştir. Kelime olarak farklı bir durum (anlam) yaratmamıştır. Bu maddedeki muafiyet bankaca söz konusu kredi alacağının geri ödenmesi sırasında yapılacak işlemlere ilişkin olup takip hukukuna ilişkin işlemleri kapsamaz. Çünkü maddede bu harçları kapsayacağı şeklinde bir düzenleme bulunmamaktadır. Zira 5737 sayılı Vakıflar Kanunun 77/1. maddesinde ‘genel müdürlüğün tüm iş ve işlemlerinin her türlü vergi resim ve harçtan müstesna olduğu vurgulandığı halde yüksek genel kurulca 24.12.2008 tarih,2008/18-77 E. 2008/788 sayılı kararda da belirtildiği üzere hükmün yargı harçlarını kapsamadığı Vakıflar genel müdürlüğünün muaf olmadığı açıkça belirtilmiştir. Yasa koyucu yargı harçlarının muafiyetini öngörse idi bunu yasada açıkça belirtirdi. Örneğin 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 23/2. maddesinde Tüketici Mahkemeleri nezdinde tüketiciler, tüketici örgütleri ve bakanlıkça açılacak davaların her türlü resim ve harçtan muaf olduğu belirtilmiştir. Bu durumda muafiyet açıkça açılacak davalara ilişkin olduğundan buna ilişkin harçlardan muafiyet mahkemelerce uygulanmaktadır. Bir an muafiyetin varlığı kabul edilse dahi bu muafiyet bankalara tanınmış olup somut olayımızda olduğu gibi borçluyu kapsamaz. Bu hüküm bankalara ilişkin bir düzenlemedir. Bu durumda da tahsil harcının sorumlusu borçlu olduğundan alacaklı konumda olan bankanın bu harçtan sorumluluğu bulunmadığından muafiyeti de söz konusu olamaz. Aksi takdirde bu muafiyet sorumlu olan borçluyu da kurtarır.
Borçlunun sorumlu olduğu bir harçtan alacaklının muaf tutulabilmesi için bununda yukarıda belirttiğimiz gibi yasada açıkça düzenlenmesi gerekir. Zira buna ilişkin olarak da 5411 sayılı Bankacılık Kanunun 140. maddesinin 1.fıkrasında yasa koyucu fonunun her türlü resim ve harçtan muaf olduğu vurgulandıktan sonra 2. fıkrada açıkça fonun dava ve takiplere ilişkin olarak her türlü vergi resim ve harçtan muaf olduğu tekrar belirtilmiş ve 3. fıkrada da ‘borçlu tarafından ödenmesi gereken tahsil harcı dahil her türlü vergi resim ve harç bu alacaktan mahsup edilemez’ denilerek açık düzenleme yapılmıştır. Bu açıklamalar karşısında 492 sayılı harçlar kanununda borçlu nun sorumlu olduğu tahsil harcına ilişkin alacaklının muafiyetine ilişkin bir açık düzenleme yer almadığından 492 sayılı kanunun 123/ son maddesinin harçlardan müstesna olduğuna ilişkin hüküm tahsil harcını kapsamaz. Aksinin kabulü yasa koyucunun maksadını aşar. Bu nedenlerle alacaklı bankanın tahsil harcından sorumlu olduğuna ilişkin Mahkeme kararı doğru olup onanması görüşündeyim. ... karşı oy yazısı :
Harç, yapılan bir hizmet karşılığı olarak Devletin aldığı paradır.
İİK'nun 15.maddesinde kanunda aksine hüküm bulunmadıkça bütün harç ve masrafların borçluya ait olduğu 492 sayılı Harçlar Kanununun 28/b maddesinde tahsil harcının alacağın ödenmesi sırasında yatırılan paradan tahsil edileceği, Harçlar Kanununun 32.maddesinde ilgilisi tarafından ödenmeyen harçları diğer tarafın ödeyeceği 127.maddesinde yargı işlemlerinden alınan harçlar ödenmedikçe müteakip işlemlerin yapılamayacağı düzenlenmiştir. İİK'nun 12.maddesine göre ise borçlunun borcu yatırılan paradan kesilerek ödenen tahsil harcı kadar devam eder. Alacaklının ödediğini zannettiği harç miktarı kadar, takibe devam hakkı vardır. Bu düzenlemelere paralel olarak Devletin harçla ilgili kaybını önlemek ve Harçlar Kanununun 128.maddesindeki memur mesuliyetini azaltmak amacı ile ileride borçludan alınmak üzere tahsil harcının alacaklıya ödeme yapıldığı sırada alacaklıdan alınacağı belirtilmiştir. HGK. 22.09.2004 tarih 2004/12-491 2004/413 sayılı kararında, ödeme ister tümden ister kısmen olsun tahsil harcının, alacağın tahsili sırasında alınmasını öngörmektedir.
492 sayılı Harçlar Kanununun 123.maddesinde genel muaflıklar ve istisnalar başlığı altında 3 no'lu bendinde "Bankalarca kullandırılacak kredilerin tümü ve bunların teminatları ile geri ödemelerine ilişkin işlemlerin bu kanunda yazılı harçlardan müstesna olduğu belirtilmiştir. Maddedeki muafiyet banka tarafından söz konusu kredi alacağının geri ödenmesi ile ilgili kendisinin yapacağı işlemleri kapsamakta olup, kredinin icra yoluyla geri ödenmesi alacaklının yapacağı takiple mümkün olur. Alacaklı bu geri ödeme ile ilgili takipte alacaklı sıfatı ile sorumlu olduğu harçlardan muaf ise de sorumluluğun borçluda olduğu tahsil harcı kendisine ödenen paradan öncelikle kesilmelidir. Bu miktar içinde alacaklının takibe devam hakkı vardır. Aksinin kabulü borçluyu tahsil harcından kurtarmak olur ki, kanun bunu amaçlamamıştır. Bir başka anlatımla borçlunun ödeyeceği tahsil harcının da alacaktan öncelikle kesilemeyeceği amaçlansa idi 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 140.maddesinin 3.fıkrasında fon alacakları için getirilen düzenleme gibi açık bir düzenleme getirilmesi gerekirdi. Tahsil harcının alacaklı bankaya yapılan ödemelerden öncelikle kesileceği hususu Harçlar Yasasının diğer hükümleri ile paralellik teşkil edeceğinden mahkeme kararının tahsil harcı yönünden onanması görüşündeyim.
Full & Egal Universal Law Academy