MAHKEMESİ : Niksar Asliye Hukuk Mahkemesi (İcra Hukuk)
TARİHİ : 09/03/2010
NUMARASI : 2010/15-2010/20
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :
4822 Sayılı Kanunun 15.maddesi ile değişik 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun 10.maddesinde; "tüketici kredisi, tüketicilerin bir mal veya hizmet edinmek amacı ile kredi verenden nakit olarak aldıkları kredidir" tanımlaması yapılmış, aynı maddenin ikinci fıkrasının son cümlesinde ise; "tüketici kredisinin teminatı olarak şahsi teminat verildiği hallerde, kredi veren asıl borçluya başvurmadan, kefilden borcun ifasını isteyemez." düzenlemesine yer verilmiştir. Maddede belirtilen kefilden kasıt adi kefil olup BK.nun 486/1. maddesine göre adi kefilin borç ile sorumlu olması, ancak kefalet sözleşmesinden sonra borçlunun iflas etmesi veya hakkındaki icra takibinin alacaklının hatası olmaksızın semeresiz kalması yahut borçlu aleyhinde Türkiye'de icra takibinin imkansız hale gelmesine bağlıdır.
4077 Sayılı Kanunun 10.maddesinin ikinci fıkrasında yazılı olan "kredi veren asıl borçluya başvurmadan kefilden borcun ifasını isteyemez" hükmü, önce asıl borçlu aleyhinde icra takibi yapılması, bu takibin BK.nun 486/1. maddesi kapsamında semeresiz kalmasından sonra sözleşme kefili aleyhinde icra takibi yapılabilmesi olarak yorumlanmalıdır. Bu hüküm, 4077 Sayılı Kanunu değiştiren 4822 Sayılı Kanunun yürürlük tarihi olan 14.3.2003 tarihinden sonra yapılan tüketici kredisi sözleşmeleri için geçerlidir.
4077 Sayılı Kanunun 10.maddesi kapsamında olan tüketici kredisi sözleşmelerinin kefilleri yönünden İİK.nun 68/b maddesinin uygulanma kabiliyeti yoktur.
4077 Sayılı Kanunun konuluş amacı dikkate alındığında kefilin bu hususu şikayeti süreye tabi değildir.
Somut olayda alacaklı banka ile borçlu Halis Yiğit arasındaki 15/04/2007 tarihli genel kredi sözleşmesini, şikayetçi borçlu Ekrem Taşkın müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatı ile imzalamıştır. Alacaklı vekilinin, noter kanalı ile borçlulara 14/01/2009 tarihli hesap kat ihtarını gönderdiği ve her iki borçlu hakkında ilamsız takip başlatıp, örnek 7 ödeme emrini 16/02/2009 tarihinde tebliğ ettirdiği, ancak borçluların icra dairesinde ödeme emrine itiraz etmedikleri ve takibin kesinleştiği anlaşılmıştır.
Yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca, alacaklının asıl borçlu hakkında takip yapıp, bu takip semeresiz kalmadan kredi sözleşmesinin kefili hakkında takip yapması mümkün değildir. Anılan ilkelere uyulmaması kamu düzenine ilişkin bulunması nedeniyle süresiz şikayete tabidir.
Açıklanan nedenlerle mahkemenin şikayet yolu ile takibin iptali isteminin yasal dayanağı olmadığından şikayetin reddine yönelik kararı isabetsiz olup, bozmayı gerektirir ise de, takibe dayanak 15/04/2007 tarihli kredi sözleşmesinin ticari kredi statüsünde yer alan tarım destek kredisi olduğu, alacaklı bankanın icra mahkemesine hitaben gönderdiği 26/01/2011 tarihli yazı içeriğinden anlaşılmakla, bu durumda tüketici kredileri için uygulanan 4077 Sayılı Kanun'un 10. maddesi hükümlerinin somut olayda uygulanma yeri bulunmadığından sonucu doğru kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının reddi ile sonucu doğru mahkeme kararının İİK 366. ve HUMK’nun 438. maddeleri uyarınca (ONANMASINA), 17,15 TL onama harcı alındığından mahsubuna bakiye, 1,25 TL harcın temyiz edenden alınmasına, 08/03/2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy