MAHKEMESİ : Bakırköy 1. İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 05/10/2010
NUMARASI : 2010/959-2010/1296
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki şikayetçiler tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Genel haciz yoluyla yapılan takipte 3. kişi şikayetçiler T.T...A.Ş ile T.İ. K....Ltd. Şti. vekili, borçlu olmadıkları halde ödeme emrinin müvekkillerine gönderildiğini, sehven, yetkili olmayan elemanlarının tebligatı aldığını ve sonrasında müvekkillerinin iş yerinde haciz yapıldığını iddia ederek, tebligat ve tebligat sonrası tüm işlemlerin iptalini istemiş, mahkemece 3. kişinin tebligata ve hacze şikayet hakkı bulunmadığı gerekçesiyle şikayetin reddine karar verilmiştir.
Anılan kararın temyizi üzerine Dairemizin 07.06.2010 tarih ve 2010/2549 E. 2010/14121 K. sayılı kararı ile, "...icra takibini yapan alacaklı A.B.D. vatandaşı olduğuna göre öncelikle mahkemece anılan konuda karşılıklılık esası olup olmadığı araştırılarak, karşılıklılık esası yok ise alacaklının teminat yatırması gerektiğine karar verilmesi gerekirken bu yönde araştırma yapılmadan hüküm tesisi isabetsizdir. Ayrıca şikayetçilerin borçlu olmayıp 3. kişi oldukları 14.9.2009 tarihli örnek 7 ödeme emrinden anlaşılmaktadır. Şikayetçilerin yetkilisi tarafından 14.10.2009 tarihli haciz tutanağında da aynı hususlar ileri sürülmüştür. Mahkemece, icra müdürlüğünün yaptığı tebligat ve haciz işlemlerinin usulüne uygun olup olmadığının denetlenip, gerçek borçlu adresinde tebligat ve haciz işleminin yapılıp yapılmadığının belirlenmesinden sonra oluşacak sonuca göre karar vermek gerekirken yazılı şekilde şikayetin reddine karar verilmesi isabetsizdir." denilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel mahkemece ilk kararda direnilmesi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 07.03.2012 tarih ve 2011/12-746-2012/126 E.K. Sayılı kararı ile "..mahkemece, bozma öncesi yargılamada dosya içine getirilmeyen ve ilk kararda da değerlendirilmeyen, davalının teminat göstermekten muaf olduğuna ilişkin mahkeme kararı bozmadan esinlenilerek dosya içine alınıp, temyize konu kararın gerekçesinde de açıkça bunlara dayanılmıştır. Mahkemenin direnme olarak adlandırdığı temyize konu kararın usul hukuku anlamında gerçek bir direnme kararı olmadığı; bozmadan esinlenilerek yeni delil celbi ile ilk kararda tartışılıp, değerlendirilmemiş yeni gerekçeye dayalı, yeni hüküm niteliğinde olduğu her türlü duraksamadan uzaktır. Hal böyle olunca; kurulan bu yeni hükmün temyizen incelenmesi görevi, Hukuk Genel Kurulu'na değil, Özel Daireye aittir. Bu nedenle, yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daireye gönderilmelidir." denilerek
şikayetçiler vekilinin yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Dairemize gönderilmesine karar verilmiştir.
Taraflar duruşmaya çağırılmadan, eş anlatımla; taraf teşkili sağlanmadan hüküm verilememesi, Anayasanın 36. maddesi ile düzenlenen iddia ve savunma hakkının kullanılmasına olanak tanınması ilkesinin doğal bir sonucudur. Gerçekten savunma hakkını güvence altına alan T.C. Anayasasının 36. maddesi ve 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı HMK.'nun 27. maddesinde de açıkça belirtildiği üzere, mahkemece davalı yan; dinlenmek ve savunması alınmak üzere kanuni şekillere uygun olarak davet edilmedikçe hüküm verilmesi mümkün bulunmamaktadır, aksi halde savunma hakkının kısıtlanmış sayılacağı, gerek öğreti, gerekse yargısal kararlar da tartışmasız olarak kabul edilmektedir.
Yine 6100 Sayılı HMK.'nun 76/1. maddesine göre "Avukat, açtığı veya takip ettiği dava ve işlerde, noter tarafından onaylanan ya da düzenlenen vekâletname aslını veya avukat tarafından onaylanmış aslına uygun örneğini, dava yahut takip dosyasına konulmak üzere ibraz etmek zorundadır."Aynı yasanın 77/1. maddesinde ise "Vekâletnamesinin aslını veya onaylı örneğini vermeyen avukat, dava açamaz ve yargılamayla ilgili hiçbir işlem yapamaz.
Şu kadar ki, gecikmesinde zarar doğabilecek hâllerde mahkeme, vereceği kesin süre içinde vekâletnamesini getirmek koşuluyla avukatın dava açmasına veya usul işlemlerini yapmasına izin verebilir. Bu süre içinde vekâletname verilmez veya asıl taraf yapılan işlemleri kabul ettiğini dilekçeyle mahkemeye bildirmez ise dava açılmamış veya gerçekleştirilen işlemler yapılmamış sayılır."
Somut olayda; şikayetçiler vekili tarafından alacaklı vekilinin vekaletnamesinin sahte olduğu iddia edilmiştir. Bunun üzerine alacaklı vekilinin vekaletnamesini sunan Av. M. İ.nin yetki belgesi ibraz etmediği, sunulan belgelerden ingilizce vekaletname metninin ve apostilin aslı gibidir şerhiyle onaylanmadığı görülmüştür. Bu durumda mahkemece alacaklı vekiline vekaletnamesinin ingilizce metninin ve apostilinin aslını veya onaylı suretini sunmak üzere süre verilmesi, süre sonunda anılan belgeler ibraz edildiğinde vekil huzurunda yargılamaya devam edilmesi aksi taktirde alacaklı asile gerekli tebliğler yapılarak yargılamaya devam edilmesi gerekirken söz konusu eksiklikler giderilmeden hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Şikayetçilerin temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 31/10/2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy