ESAS NO : 2013/12519
KARAR NO : 2013/21170
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlular tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Alacaklı tarafından bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla başlatılan takibe karşı borçlunun, diğer itirazları ile birlikte Şanlıurfa İcra Müdürlüğünün yetkili olduğunu belirterek yetki itirazı ile icra mahkemesine başvurduğu; mahkemece, yetki itirazı yönünden, takip konusu bonoda İstanbul Mahkemelerinin (İcra Dairelerinin) yetkili kılındığı gerekçesi ile yetki itirazının ve ayrıca borca itirazın reddine, işlemiş faize ilişkin itirazın ise kısmen kabulüne karar verildiği görülmektedir.
İİK.nun 50.maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun yetkiye ilişkin hükümleri uyarınca, bonoya dayalı olarak, borçlunun ikametgahının bulunduğu yerdeki genel yetkili icra dairesinde (HMK. 6.md.), bonoda öngörülen ödeme yerinde ancak, TTK'nun 689/3. maddesine göre ödeme yeri gösterilmeyen bonoda, tanzim yerinin ödeme yeri olduğunun kabulü gerekeceğinden, bononun tanzim yerinde icra takibi yapılabilir.
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile yürürlükten kaldırılan 1086 Sayılı HUMK.nun 22. maddesinde, tarafların yetki sözleşmesi yapmak suretiyle yetkili olmayan bir mahkemenin yetkisini kabul edebilecekleri, buna göre, tüzel kişilerin yanında gerçek kişilerin de yetki sözleşmesi yapabilecekleri düzenlenmiş bulunmaktaydı.
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun yetki sözleşmesini düzenleyen 17. maddesinde ise; "Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava, sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır" düzenlemesine yer verilmiştir. Görüldüğü üzere, Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile getirilen yeniliklerden bir tanesi de yetki sözleşmelerine ilişkin olup, yetki sözleşmesi düzenleyebilecek şahıslar, sadece tacirler veya kamu tüzel kişileri olarak belirlenmiştir.
Yetki sözleşmesine ilişkin olarak yapılan bu düzenlemede, tacirler veya kamu tüzel kişileri ile diğer kişiler, yetki sözleşmesi yapmak açısından birbirinden ayırdedilmiştir. Tacirler veya kamu tüzel kişileri, kendi aralarındaki hukuki ilişkilerde hukuken eşit konumda sayılabilirler. Buna karşılık, tacirler veya kamu tüzel kişileri, gerçek kişiye göre, daha güçlü konumda bulunmaktadır. Daha zayıf konumda olan kişilerin, daha güçlü olan tacir veya kamu tüzel kişilerine karşı korunma ihtiyacının ortaya çıkması nedeniyle kanun koyucu böyle bir düzenlemeye gitmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki, yeni düzenlemeye bakıldığında, tacirler veya kamu tüzel kişileri dışındaki diğer kişilerin, kendi aralarında yetki sözleşmesi yapmaları da kabul edilmemiştir.
Söz konusu düzenleme ile ilgili olarak belirtilmesi gereken bir başka husus da, yetki sözleşmesi yapılmasında, tarafların tacir veya kamu tüzel kişisi olması aranmıştır. Diğer bir anlatımla, maddedeki tacirden anlatılmak istenen, işin ticari nitelikte olması değil, tarafların kanunlarda tacir olarak tanımlanan kişiler olmasıdır. Sözleşmenin konusunun ticari iş olması gerçek kişilere yetki sözleşmesi yapma imkanı vermemektedir.
Somut olayda; alacaklının, 17/03/2008 tanzim ve 17/03/2010 vade tarihli bonoya dayalı olarak 16/04/2012 tarihinde kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takibe başladığı, ödeme emrinin borçlular A. ve H.ye 30/05/2012 tarihinde, borçlu B.ye ise 22.05.2012 tarihinde tebliği üzerine borçluların yasal süresinde icra mahkemesi nezdinde yetkiye ve borca itiraz ettikleri görülmektedir. Bu durumda, HMK.nun 448.maddesi gereğince, bu kanun hükümlerinin tamamlanmış işleri etkilememek kaydıyla(olayımızda tamamlanmış bir iş bulunmadığından) derhal uygulanacağı ilkesi de dikkate alınarak, takip tarihi itibariyle yürürlükte olan HMK.nun 17. maddesi muvacehesinde itirazın değerlendirilmesi gerekmektedir. Takip dayanağı bonoda, borçluların tacir olduğuna dair bir ibare bulunmadığı gibi, alacaklı tarafından da tarafların tacir olduğuna ilişkin bir belge sunulmadığından anılan bononun tacirler arasında düzenlenen bir bono olarak kabulü mümkün değildir.
O halde mahkemece, takip tarihi itibariyle uygulanması gereken HMK.nun 17. maddesi gereğince, takip dayanağı bonodaki yetki şartının geçerli olmadığı, ayrıca borçlunun yerleşim yeri ve bononun tanzim yerinin de İstanbul olmadığı (Şanlıurfa olduğu) hususu gözetilerek yetki itirazının kabulü gerekirken yazılı gerekçe ile reddi isabetsizdir.
Diğer taraftan; icra takibi İstanbul 18.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 09.04.2012 tarih, 2012/164 D.İş sayılı ihtiyati haciz kararı ile başlatılmıştır. İİK.nun 261. maddesi uyarınca alacaklı, mahkemeden aldığı ihtiyati haciz kararının infazını on gün içinde kararı veren mahkemenin yargı çevresindeki icra dairesinden istemek zorundadır. Aksi halde ihtiyati haciz kararı kendiliğinden kalkar.
Buna göre İİK.nun 261. maddesi hükmü doğrultusunda, ihtiyati haciz talebi kabul edilen senet yönünden alacaklının ihtiyati haciz kararını veren İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin yargı çevresi içinde bulunan İstanbul İcra Müdürlüğü'nde icra takibi başlatmasında yasaya aykırılık bulunmamaktadır.
Ancak, borçlu tarafından yapılan itiraz üzerine; İstanbul 18.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 26.09.2012 tarihli ve aynı sayılı ek kararıyla, borçlunun itirazının kabulü ile ihtiyati haciz kararının kaldırılmasına karar verildiği anlaşılmıştır. Böylece takip dayanağı ihtiyati haciz kararı kaldırıldığından, dolayısıyla buna ilişkin yetki kuralına dayanılma olanağı kalmadığından, yetki itirazının bu gerekçe ile reddi de doğru görülmemiştir.
HMK.nun 297. maddesinin (1). fıkrası gereği hükümde “ Türk Milleti Adına ibaresinin ve gerekçeli kararın yazıldığı tarihin” yer alması zorunlu olup kanunun bu emredici hükmüne aykırı davranılması da doğru bulunmamıştır.
SONUÇ :Borçluların temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK'nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 06.06.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy