ESAS NO : 2013/14432
KARAR NO : 2013/22695
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Şikayetçi borçlular, asıl borçlu olan köy tüzel kişiliğinin taşınmazlarına haciz konulmasını ve kendilerinin taşınır ve taşınmazlarına konulan hacizlerin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmişler, mahkemece, istemin kabulü ile şikayetçi borçluların malları üzerine konulan hacizlerin kaldırılmasına ve köy tüzelkişiliğine ait 707 ve 877 parsel sayılı taşınmazlara haciz konulmasına karar verildiği görülmektedir.
Takip dosyasının incelenmesinde, alacaklı tarafından borçlular aleyhine iki adet bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla icra takibine başlandığı, bonoların keşidecisinin köy tüzel kişiliği, aval verenlerin ise diğer borçlular oldukları görülmüştür.
İİK'nun 78/1. maddesine göre haciz işlemi yapılabilmesi için, borçlu ya da borçlular hakkında kesinleşmiş bir icra takibinde, alacaklı tarafından süresi içinde yetkili icra dairesine yöneltilmiş bir talebin bulunması gerekir. Borçlu sayısının birden fazla olduğu durumlarda, borçlular takip konusu borçtan müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarından, alacaklının borçluların tamamının ya da bir kısmının malvarlığına yönelik haciz istemesi mümkün olup, İcra İflas Yasasında aksini öngören yasal bir düzenleme mevcut değildir. Diğer taraftan İcra İflas Yasasında haczin kaldırılmasına ilişkin düzenlemeler sınırlı sayıda olup (Örneğin; haczedilmezlik, haciz isteminin süresinde yapılmadığı iddiası, istihkak iddiası, taşkın haciz, haczedilen şey üzerindeki İİK 106-110 maddelerinde belirtilen sürenin dolması gibi) aksine yasal bir düzenleme olmadıkça bunun dışında haczin kaldırılması mümkün değildir.
Somut olayda, tüm takip borçluları hakkında takibin kesinleşmiş olduğu ve borçlu köy tüzel kişiliğinin herhangi bir malvarlığına konulan haczin bulunmadığı görülmektedir. Bu durumda, ortada bir taşkın haciz bulunduğundan da bahsedilemeyeceğine göre, takip borçluları borçtan müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarından, takibe konu senette keşideci olan köy tüzel kişiliğinin asıl borçlu olduğundan bahisle şikayetçi borçluların taşınır ve taşınmaz mallarına konulan hacizlerin kaldırılması mümkün değildir.
O halde, mahkemece istemin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
Öte yandan, icra mahkemesi İİK'nun 17. maddesi uyarınca şikayet olunan muamelenin bozulmasına ya da düzeltilmesine karar verebilir. İcra mahkemesinin, icra memuru yerine geçip takip işlemi yapması mümkün değildir. Haciz, bir takip işlemi olup köy tüzel kişiliğine ait olduğundan bahisle taşınmazlar üzerine haciz konulamaz. Kaldı ki bir kısım borçluların şikayet dilekçesinde bu yönde talepleri olmadığı gözetildiğinde, kararın HMK'nun 26.maddesinde belirtilen taleple bağlılık ilkesine aykırı olduğu da anlaşılmaktadır.
Öte yandan HMK'nun 297. madesinin (1). fıkrasının (e) bendi gereğince hükümde “gerekçeli kararın yazıldığı tarihin” yer alması zorunlu olup, kanunun bu emredici hükmüne aykırı davranılması da doğru bulunmamıştır.
SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK.’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 17.06.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi
Full & Egal Universal Law Academy