MAHKEMESİ : Ankara 3. İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 13/06/2013
NUMARASI : 2013/74-2013/435
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Alacaklı tarafından bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibine başlandığı, borçluya örnek 10 numaralı ödeme emri tebliği üzerine borçlunun İİK168/4.maddesinde öngörülen yasal 5 günlük sürede icra mahkemesine başvurarak, yetkiye ve imzaya itiraz ettiği, mahkemece yetkiye itirazının reddine, imzaya itirazın kabulü ile takibin durdurulmasına karar verildiği görülmüştür.
Yetki itirazı yönünden yapılan incelemede;
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile yürürlükten kaldırılan 1086 Sayılı HUMK.nun 22. maddesinde, tarafların yetki sözleşmesi yapmak suretiyle yetkili olmayan bir mahkemenin yetkisini kabul edebilecekleri, buna göre, tüzel kişilerin yanında gerçek kişilerin de yetki sözleşmesi yapabilecekleri düzenlenmiş bulunmaktaydı.
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun yetki sözleşmesini düzenleyen 17.maddesinde ise; "Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır" düzenlemesine yer verilmiştir. Görüldüğü üzere, Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile getirilen yeniliklerden bir tanesi de yetki sözleşmelerine ilişkin olup, yetki sözleşmesi düzenleyebilecek şahıslar sadece tacirler veya kamu tüzel kişileri olarak belirlenmiştir.
Yetki sözleşmesine ilişkin olarak yapılan bu düzenlemede, tacirler veya kamu tüzel kişileri ile diğer kişiler, yetki sözleşmesi yapmak açısından birbirinden ayırdedilmiştir. Tacirler veya kamu tüzel kişileri, kendi aralarındaki hukuki ilişkilerde hukuken eşit konumda sayılabilirler. Buna karşılık, tacirler veya kamu tüzel kişileri, gerçek kişiye göre, daha güçlü konumda bulunmaktadır. Daha zayıf konumda olan kişilerin daha güçlü olan tacir veya kamu tüzel kişilerine karşı korunma ihtiyacının ortaya çıkması nedeniyle kanun koyucu böyle bir düzenlemeye gitmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki, yeni düzenlemeye bakıldığında, tacirler veya kamu tüzel kişileri dışındaki diğer kişilerin, kendi aralarında yetki sözleşmesi yapmaları da kabul edilmemiştir.
Sözkonusu düzenleme ile ilgili olarak belirtilmesi gereken bir başka husus da, yetki sözleşmesi yapılmasında, tarafların tacir veya kamu tüzel kişisi olması aranmıştır. Diğer bir anlatımla, maddedeki tacirden anlatılmak istenen, işin ticari nitelikte olması değil, tarafların kanunlarda tacir olarak tanımlanan kişiler olmasıdır. Sözleşmenin konusunun ticari iş olması gerçek kişilere yetki sözleşmesi yapma imkanı vermemektedir.
Yapılan bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; alacaklının bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takibe başladığı, takip dayanağı bonoda Ankara mahkemelerinin yetkili kılındığı görülmektedir. Bu durumda, HMK.nun 448.maddesi gereğince, bu kanun hükümlerinin tamamlanmış işleri etkilememek kaydıyla (olayımızda tamamlanmış bir iş bulunmadığından) derhal uygulanacağı ilkesi de dikkate alınarak, takip tarihi itibariyle yürürlükte olan HMK.nun 17. maddesi kapsamında itirazın değerlendirilmesi gerekmektedir.
Takibe konu bonoda Ankara mahkemelerinin yetkili olduğunun yazılması yetki sözleşmesi niteliğinde olup yukarıda açıklanan nedenlerle 6100 Sayılı HMK'nun 17. maddesi gereğince yetki sözleşmesi bononun tanzim tarihi itibariyle geçersizdir. Mahkemece yetki itirazının kabulü yerine reddi doğru değil ise de temyiz edenin sıfatı nazara alınarak bu husus bozma nedeni yapılmamıştır
İmzaya itiraz yönünden yapılan incelemede;
Mahkemece yaptırılan inceleme sonucunda bilirkişi Ankara Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü Kriminalistik Grafoloji-Sahtecilik uzmanı imzalı 14.5.2013 tarihli raporda, 13.12.2011 tanzim ve 30.11.2012 Ödeme tarihli "65.000"TL değerindeki senedin açığında adına atılı bulunan imzanın, dava dosyasındaki mevcut mukayese imzalarında tespit edilen farklılıklara kıyasen elinden çıkmadığı kanaatine varıldığı belirtilmiş, mahkemece söz konusu rapor esas alınmak suretiyle imzaya itirazın kabulü ile takibin durdurulmasına karar verilmiştir.
Yargılama sırasında dosya içerisine giren Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 21.03.2013 tarih ve 2013/6354 soruşturma nolu ve 2013 /19193 karar numaralı kovuşturmaya yer olmadığına dair karar içeriğinden hazırlık soruşturması sırasında yaptırılan bilirkişi incelemesi sırasında takip dayanağı bono altındaki imzanın borçlunun el ürünü olduğu belirlendiği anlaşılmıştır. Nitekim anılan karara dayanak yapılan bilirkişi grafoloji ve sahtecilik uzmanı İ. B. tarafından düzenlenen 25.02.2013 tarihli raporun temyiz dilekçesi ekinde dosyaya ibraz edildiği, bu haliyle dosyadaki raporların çelişkili olduğu, raporlar arasındaki çelişki giderilmeden hükme varıldığı görülmüştür.
Bu durumda, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından alınan raporla, mahkemece hükme dayanak yapılan rapor arasındaki çelişkinin giderilmesi için yeniden bilirkişi incelenmesi yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde sonuca gidilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 11/11/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy