MAHKEMESİ : Ankara 12. İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 18/07/2013
NUMARASI : 2012/1252-2013/749
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Borçlu vekili tarafından, borçlunun alzemier hastası olduğu, medeni hakları kullanma ehliyetinin bulunmadığı ifade edilerek borçluya ait taşınmaza ilişkin ihalenin feshi talep edilmiş, mahkemece istemin reddine karar verilmiş, Dairemizce yapılan inceleme sonucunda; satış ilanının tebliğ edildiği tarihte, borçlunun medeni hakları kullanma ehliyetini haiz bulunup bulunmadığı araştırılarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerektiğinden bahisle mahkeme kararı bozulmuş, mahkemece bozma üzerine yapılan yargılama sonucunda; borçluya heyet raporu aldırılması için kesin süre verildiği, verilen kesin süreye rağmen başvurunun yapılmadığı, raporun alınamadığı, satış ilanının borçluya yasaya uygun olarak tebliğ edildiği, ihalenin feshi davalarında ön koşulun zarar unsuru olduğu, borçlunun ihale nedeniyle zarara uğradığını kanıtlayamadığı gerekçesi ile istemin reddine karar verildiği anlaşılmıştır.
Somut olayda, verilen kesin süreden sonraki 18.07.2013 tarihli celsede borçlunun konuşamadığının mahkemece tutanakla tespit edildiği görülmüştür.
TMK'nun 9. maddesine göre; fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir. 10. madde hükmüne göre; ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyeti vardır. 13. madde hükmüne göre; yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes, bu Kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir. 14. madde hükmüne göre; ayırt etme gücü bulunmayanların, küçüklerin ve kısıtlıların fiil ehliyeti yoktur. 15. madde hükmüne göre; Kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiilleri hukuki sonuç doğurmaz. 16. madde hükmüne göre ise; ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça, kendi işlemleriyle borç altına giremezler. Akıl hastalığı yahut akıl zayıflığı gibi sebeplerden biri ile makul surette hareket etmek iktidarından mahrum bulunanlar, başka bir deyimle tam ehliyetsiz olanların yaptıkları hukuki işlemler, kanuni mümessilleri tarafından onaylanmadıkça geçersizdir.
11.6.1941 gün ve 1941/4-21 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı'nın sonuç bölümünde de ayırt etme gücünden yoksun olan kişilerin tasarruflarının geçersiz olduğu açıkça vurgulanmıştır.
Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere tarafların fiil ehliyeti ile ilgili hükümler emredici nitelikte olup kamu düzenine ilişkin bulunduğundan mahkemece re'sen gözönüne alınması zorunlu olduğu gibi, borçlunun fiil ehliyetinin bulunup bulunmadığının tespiti için kesin süre verilerek sonuca gidilemez.
O halde mahkemece, bozma ilamının gereklerinin yerine getirilmesi ve satış ilanının tebliğ edildiği tarihte, borçlunun medeni hakları kullanma ehliyetini haiz bulunup bulunmadığı re'sen araştırılıp oluşacak sonuca göre karar verilmesi, gerekirse TMK'nun 403 ve devamı maddeleri uyarınca borçlu hakkında yargılamaya devam edilebilmesi için muteriz borçluya vasi tayini gerekip gerekmediği, gerekiyorsa vasi tayin edilmesi için sulh hukuk mahkemesine ihbarda bulunulması ve sonucuna göre hüküm tesisi gerekirken, bu husus gözetilmeksizin yargılamaya devam edilerek istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabesizdir.
Ayrıca, Tebligat Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmelik'in 16/2. maddesinde; "Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması halinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır. Ayrıca başkaca adres araştırması yapılmaz. 79. maddenin ikinci fıkrasına göre renkli bastırılan tebligat zarfında, adresin muhatabın adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresi olduğu belirtilerek bu adrese tebligat yapılacağına dair meşruhata yer verilir" hükmü yer almaktadır. Bu yönetmeliğe göre, 7201 Sayılı Tebligat Kanunu'nun 21/2. maddesi gereğince tebligat yapılabilmesi için, tebliği çıkaran mercice, tebligat çıkarılan adresin, muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olduğuna dair tebliğ evrakı üzerine kayıt düşülmesi zorunludur. Yani, tebligatı çıkaran merci tarafından adres kayıt sistemine ilişkin şerh verilmeden dağıtıcı tarafından 2l/2. maddeye göre tebligat yapılamaz.
Somut olayda borçlu adına çıkartılan ve kesin süre ihtaratını içeren tebligata ilişkin tebliğ zarfı üzerine borçlunun mernis adresinin yazıldığı, ancak tebliği çıkaran mercice bu adresin muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olduğu ve TK'nun 21/2. maddesine göre tebligat yapılması gerektiğine ilişkin şerhin yazılmamış olduğu, Yönetmeliğin 79/2. maddesi uyarınca adres kayıt sistemine göre düzenlenecek tebliğ zarfının açık mavi renkte olması hususu da gözardı edilerek tebliğ işleminin yapıldığı, dolayısıyla tebligatın usule aykırı olduğu görülmüştür. Bu durumda mahkemece, borçluya heyet raporu aldırılması için başvuruda bulunması hususunda yapılan tebligatın usulsüz olduğu anlaşıldığından belirtilen nedenle istemin reddi yönünde hüküm tesisi de doğru bulunmamıştır.
SONUÇ: Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 07.11.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy