MAHKEMESİ : İstanbul 2. İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 21/11/2012
NUMARASI : 2011/857-2012/1937
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Alacaklı ...... tarafından 04.08.2005 tanzim, 04.12.2006 vade tarihli, 4.242,23 EURO bedelli, 04.08.2005 tanzim, 04.01.2007 vade tarihli, 4.242,23 EURO bedelli ve 04.08.2005 tanzim, 05.02.2007 vade tarihli, 4.242,23 EURO bedelli bonolara dayalı alacağın tahsili için 14.02.2007 tarihinde borçlu .......aleyhine kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takip yapmış, borçluya örnek 10 ödeme emri 20.02.2007 tarihinde tebliğ edilmiş, borçlu takipten sonra yapmış olduğu ödemelerle ilgili olarak İİK' nun 71. maddesi gereğince takibin iptali istemi ile 22.10.2007 tarihinde icra mahkemesine başvurmuş, mahkemece, en son bozma ilamına uyulduktan sonra yapılan yargılama sonucunda davalı vekilinin 05.08.2008 tarihli dilekçesinde vekalet dilekçesi dışında kalan alacakların haricen ödendiğini kabul ettiği ve bu harici ödemelerin icra dosyasına bildirilerek tahsil harcının yatırılmadığı, bu durumun ise davacı lehine yorumlanması gerektiği, bu tahsilatların davacı tarafından dosyaya ibraz edilen ödeme belgeleri ile takipten önce ödenerek borcun kapatıldığı, bu nedenle de icra gideri, faiz ve vekalet ücretinin davacıdan istenemeyeceği gerekçesiyle itirazın kabulüne, takibin iptaline karar verilmiştir.
Öncelikle belirtilmelidir ki, 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429/2.(6100 sayılı HMK.nun 363/2) maddesinde bozma sonrası mahkemece yapılacak işlemler açıklanmıştır. Buna göre; mahkeme, kendiliğinden tarafları duruşmaya davet edip, dinledikten sonra Yargıtay'ın bozma kararına uyulup uyulmayacağına karar verecektir. Mahkemece bozmaya uyulması veya direnilmesi yönünde oluşturulan karar, bozma veya direnme lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hakkın gerçekleşmesine neden olur.
1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda "usuli kazanılmış hak" kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır.
Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Nitekim, 04.02.1959 gün ve 1957/13-E. 1959/5 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da (R.G. 28.04.1959 gün ve sayı:10193) usuli kazanılmış hakkın hukukumuzdaki yeri;
"Temyiz merciince bir kararın bozulması ve mahkemenin bozma kararına uyması halinde, bozulan kararın bozma sebeplerinin şümulü dışında kalmış cihetlerinin kesinleşmiş sayılması, davaların uzamasını önlemek maksadıyla kabul edilmiş çok önemli bir usulü hükümdür. Bir cihetin bozma kararının şümulü dışında kalması da iki şekilde olabilir. Ya o cihet, açıkça bir temyiz sebebi olarak ileri sürülmüş fakat dairece itiraz reddedilmiştir; yahut da onu hedef tutan bir temyiz itirazı ileri sürülmemiş olmasına rağmen dosyanın temyiz dairesince incelendiği sırada dosyada bulunan yazılardan onun bir bozma sebebi sayılması mümkün bulunduğu halde o cihet dairece bozma sebebi sayılmamıştır. Her iki halde de o konunun bozma sebebi sayılmamış ve başka sebeplere dayanan bozma kararına mahkemece uyulmuş olması, taraflardan birisi lehine usulü bir müktesep hak meydana getirir ki, bu hakkı ne mahkeme, ne de temyiz mahkemesi halele uğratabilir. Zira umumi müktesep hakkın tanınması da amme intizamı düşüncesiyle kabul edilmiş bir esastır" şeklinde açıklanmıştır.
Bu ilke kamu düzeni ile ilgili olup, Yargıtay'ca kendiliğinden dikkate alınması gerekir. Hakimin değişmesi dahi açıklanan bu hukuki ilkeye etki yapamaz. (Aynı yönde H.G.K. 'nun 26.2.1986 tarih ve 1986/1- 50 E.-174 K.; 11.5.1994 tarih ve 1994/8-252 E.-314 K.; 1.12.1999 tarih ve 1999/18-1041 E.-1006 K.; 11.5.2005 tarih ve 2005/2-315 E.-333 K.; 27.09.2006 tarihve 2006/19-635 E.-573 K.; 12.06.2013 gün ve 2012/10-1622 E.2013/822 K. sayılı ilamları).
Somut olayda, Dairemiz'in 08.06.2010 tarih ve 2010/2386 E. 2010/14436 K. sayılı bozma ilamına icra mahkemesince 06.07.2011 tarihli oturumda uyulmasına karar verildiğinden alacaklı lehine usuli kazanılmış hak oluşmuştur. Bu durumda, bozma kararından sonra takip öncesinde yapılan 1.039,34 Euro ödeme ile takip sonrasında 23.03.2007 tarihinde haricen yapılan 5.000,00 Euro ödeme alacaklı tarafından kabul edildiğinden toplam 6.039, 34 Euro asıl alacağın ödendiği anlaşılmıştır.
Yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda mahkemece, şikayet tarihi itibariyle asıl alacak, takipten önce işlemiş faiz tutarı ve takipten sonra işleyecek faiz tutarı ve komisyon tutarı ödeme emrine göre hesaplattırılarak oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ :Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK'nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14.11.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy