MAHKEMESİ : Karacabey İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 06/05/2013
NUMARASI : 2013/38-2013/72
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki şikayetçiler tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Takipte taraf olmayan şikayetçi 3. kişiler vekilinin icra mahkemesine başvurusunun, haciz tarihinde borçlu adına tapuda kayıtlı bulunan taşınmaz ile ilgili olarak, haciz tarihinden önce açtıkları tapu iptal ve tescil davasında, mahkemesince ihtiyati tedbir kararı verilerek tapuya şerh düşüldüğü, yapılan yargılama sonunda davanın kabulü ile borçlu adına olan tapu kaydının kısmen iptali ile adlarına tescile karar verildiği, bu nedenlerle tedbir kararından sonra konulan haczin kaldırılması isteğine ilişkin olduğu anlaşılmıştır.
4721 Sayılı TMK'nun 705/1. maddesinde; "Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması tescille olur. Miras, mahkeme kararı, cebri icra, işgal, kamulaştırma halleri ile kanunda öngörülen diğer hallerde, mülkiyet tescilden önce kazanılır. Ancak, bu hallerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır" yasal düzenlemesi mevcuttur.
Hukuk Genel Kurulu'nun 07.04.2004 tarih ve 2004/12-210 E., 2004/208 K. sayılı kararında da açıklandığı üzere, taşınmazın borçlunun borcu nedeniyle haczedilebilmesi için haciz tarihinde borçlu adına kayıtlı olması zorunludur.
Somut olayda Mudanya Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 20.05.2008 tarih ve 2006/249 Esas, 2008/184 Karar. sayılı kararı ile “Davanın kısmen kabulü ile, dava konusu... ilçesi, ... köyü, ...mevkii, ... parsel sayılı taşınmazın davalı ... adına olan tapusunun iptali ile, 4/16 hissesi davalı taraf üzerinde bırakılarak Bursa 3. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2006/520 Esas ve 2006/472 Karar sayılı veraset ilamında yazılı hisseleri oranında (şikayetçi) davacılar adına tapuya tesciline” karar verildiği, kararın 31.12.2008 tarihinde kesinleştiği, haczin ise bu tarihten sonra 22.02.2010 ve 05.03.2012 tarihlerinde konulduğu, haciz tarihleri itibariyle taşınmazın tapuda takip borçlusu ... adına kayıtlı olduğu anlaşılmıştır.
İİK'nun 28.maddesinde; “Taşınmaz davalarında davacının lehine hüküm verildiği takdirde mahkeme davacının talebine hacet kalmaksızın hükmün tefhimi ile beraber hulasasını tapu sicili dairesine bildirir. İlgili daire bu ciheti hükmolunan taşınmazın kaydına şerh verir. Bu şerh, Türk Medeni Kanunu'nun 1010. maddesinin ikinci fıkrası hükmüne tâbidir” hükmüne yer verilmiştir.
Bu durumda, şikayetçiler kesinleşen mahkeme ilamı ile tescilden ve dolayısıyla haciz tarihinden önce şikayete konu taşınmaz (hissesinin) mülkiyetini kazanmış bulunmaktadırlar.
Öte yandan, haciz tarihi mülkiyetin tespiti açısından önem arzeder ise de; somut olayda gözlemlendiği gibi hacizden önce kesinleşen mahkeme ilamı ile mülkiyet hakkının sona ermesi durumunda, tapu kaydının aleniyeti kadar hukuki değer arzeden kesinleşmiş mahkeme kararının (ilamın) göz ardı edilmesi mümkün değildir. Zira, şikayetçi malikin taşınmazın kendisine ait olduğunu ispat açısından elindeki kesin hüküm karşısında başvurabileceği başka bir hukuki yol yoktur.
Hal böyle olunca, şikayetçiler lehine verilen ve kesinleşmiş tapu iptali ve tescil kararından sonra konulan haciz sonuç doğurmayacağından, mahkemece şikayetin kabulü ile, icra müdürlüğünce (şikayetçilerin hissesine) konulan haciz şerhlerinin kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile şikayetin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ :Şikayetçilerin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK'nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 03.12.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy