MAHKEMESİ:İcra Hukuk Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Alacaklı tarafından borçlu ....izafeten Türkiye temsilcisi/acentası .... hakkında başlatılan genel haciz yolu ile ilamsız icra takibinde örnek 7 numaralı ödeme emri tebligatının adı geçen borçlu şirkete izafeten acentasına tebliğ edildiği, bunun üzerine borçlu ....(eski unvanı ...) tarafından ....'nin kendisinin acentası olmadığı ve bu nedenle örnek 7 numaralı ödeme emri tebliğ işleminin usulsüz olduğu ileri sürülerek şikayet yoluyla icra mahkemesine başvurulduğu, mahkemece dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda şikayetin kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; TTK.'nun 102. maddesi hükmü uyarınca ''Ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya işletmenin çalışanı gibi işletmeye bağlı bir hukuki konuma sahip olmaksızın, bir sözleşmeye dayanarak, belirli bir yer veya bölge içinde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi veya bunları o tacir adına yapmayı meslek edinen kimseye acenta denir.'' Aynı Kanun'un 105. maddesi gereğince ise; acenta, aracılıkta bulunduğu veya yaptığı sözleşmelerle ilgili olarak müvekkili adına dava açabileceği gibi kendisine karşı da aynı sıfatla dava açılabilir. Bu hüküm, acentanın icra takiplerinde müvekkili adına alacaklı sıfatıyla takip yapmasını ve kendisine karşı da aynı sıfatla takip yapılmasını kapsar. Yabancılar adına acentalık yapanlar hakkında sözleşmelerde yer alan bu hükme aykırı şartlar geçersizdir.
Somut olayda, borçlu sigorta şirketi, ödeme emri tebligatı yapılan şirketin kendisinin acentası olmadığına ilişkin maddi vakıaya dayanarak ödeme emri tebliğ işleminin usulsüzlüğüne yönelik şikayet de bulunmuş olup, bu iddia mahkemede her türlü delille ispat edilebileceğinden, öncelikle duruşma açılarak şikayetçiye (borçluya) ve karşı tarafa (alacaklıya) anılan konudaki delillerini mahkemeye ibraz etmeleri için imkan tanınmadan talep hakkında dosya üzerinden karar verilmesi usule aykırıdır (HGK.nun 2003/12-600 E.- 2003/606 K.)
O halde, mahkemece, şikayetin niteliği gereği duruşma açılıp, taraf teşkili sağlandıktan sonra borçluya ve alacaklıya delillerinin sorulup sunmaları için imkan tanınması, tarafların gösterecekleri deliller toplandıktan sonra yukarıda değinilen yasal düzenleme ve ilkeler gözetilerek tarafların ibraz ettiği belgeler ve tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle ....'nin takip konusu borçla ilgili olarak şikayetçinin acentası olup olmadığının, borçlu şirket adına tebligatı alma yetkisinin bulunup bulunmadığının saptanması, tebligatı almaya yetkili ise; ödeme emri tebligatını daha önce öğrenip öğrenmediğinin tespit edilmesi, tebliğ işleminin usulüne uygun yapılıp yapılmadığının belirlenmesi ve varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken; evrak üzerinde ve eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
Kabule göre de; mahkemece, tebligatın usulsüzlüğü kabul edildiğine göre, 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 32. maddesi uyarınca tebliğ tarihinin öğrenme tarihi olarak düzeltilmesi yerine borçlu adına gönderilen ödeme emrinin iptali yönünde hüküm kurulması da doğru değildir.
SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 05.10.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.