MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen tasarrufun iptali davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesince Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkemece verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkikinin davalı ... tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava; 6183 sayılı Yasa’nın 24 ve devamı maddelerine dayanılarak açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir.
Hükmüne uyulan Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 26.10.2020 tarihli ve 2019/5829 Esas, 2020/6147 Karar sayılı bozma ilamında; "dosya içerisindeki belge ve davacı idarenin verdiği yazı cevaplarından, vergi borcunun .....'ne ait olduğu, şirketin vergi borçları nedeniyle şirket hakkında ödeme emirleri düzenlendiği, 14.02.012 tarihinde bu ödeme emirlerinin tebliğ edildiği, her ne kadar davalı ... hakkında şirket ortağı olması nedeniyle yapılmış bir takip olmadığı anlaşıldığından bu davalı yönünden verilen karar doğru ise de; şirketin ortağı olan davalı ... hakkında 6183 sayılı Yasa'nın 4369 sayılı Yasa'nın 21.maddesi ile değişik 35.maddesi gereğince ödeme emirleri düzenlediği ve bu ödeme emirlerinin 08.05.2012 tarihinde tebliğ edildiği, dolayısıyla davalı borçlu şirket hakkındaki ve vergi borçlusu şirketin ortağı olan davalı ... hakkındaki takibin 6183 sayılı yasa hükümlerine göre kesinleştiği anlaşıldığından davalı vergi borçlusu şirket ve şirket ortağı olan ...’in yaptığı dava konusu tasarrufların 6183 Sayılı AATUHK'nun 24, 27, 28, 29, 30 maddeler gereğince iptale tabi olup olmadığı belirlenerek sonucuna göre karar verilmesi" gereğine değinilmiştir.
Mahkemece, bozmaya uyularak yapılan yargılamada toplanan delillere göre; davalılardan ...'in oğlu ...'in 20.05.2013 tarihli dilekçesinde babası ...'in paraya sıkışması sonucunda taşınmazı aldığını, kendisinin de babasının bankaya olan borcunu üstlenerek ödediğini, diğer oğlu olan davalı ...'in 20.05.2013 tarihli dilekçesinde de aynı hususu belirttiğinin anlaşıldığı, yapılan tasarrufların ivazlı olduğunun davalı ... ve davalıdan devralan kişiler tarafından
ispatlanamadığı, öte yandan devirlerde yakın akrabalık ilişkisinin de mevcut olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile, ... ... /... Mah. (Cilt-Sayfa:8/...) (Ada Parsel 1140/13) 2 nolu Bağımsız Bölüm, ... .../... Mah. (Cilt-Sayfa:67/...) (Ada Parsel 1159/21) 6 nolu Bağımsız Bölüm, ... .../... Mah. (Cilt-Sayfa:8/734) (Ada Parsel 1140/...) 4 nolu Bağımsız Bölüm ve .../... Köyü (Cilt –Sayfa: 1/94) (Ada-Parsel- /95) ... ilişkin davalı ...’in yapmış olduğu satış işlemlerinin 6183 sayılı AATUHK’un 24., 27. ve 28. maddeleri nedeniyle iptaline, diğer davalılar yönünden Yargıtay 17. HD’nin 2019/5829 E. ve 2020/6147 K. sayılı ilamı göz önüne alınarak karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş; hüküm, davalı ... tarafından temyiz edilmiştir.
1-Temyizen incelenen mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı, dava konusu taşınmazları devralan davalı 3. kişi davalı ... ve ...'in davalı borçlu ...'in oğulları olduğu ve 6183 Sayılı Kanun'un 30. maddesi gereği davalı borçlu ...'in mali durumu ile alacaklıları ızrar kastını bilebilecek kişilerden olduğu anlaşılmakla; davalı ...'in aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan diğer temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
2-6183 sayılı Yasa’nın 28/2. maddesine göre kendi verdiği malın akdin yapıldığı sıradaki değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği akitler bağış niteliğinde olup iptali gerekmektedir. Yine aynı Yasanın 30. maddesine göre de kamu alacaklarının bir kısmını veya tamamının tahsiline olanak bırakmamak amacı ile borçlu tarafından bir taraflı tasarruflar ile borçlunun maksadını bilen veya bilmesi gereken kimseler ile yaptığı tasarrufların tarihleri ne olursa olsun geçersiz olacağı hüküm altına alınmıştır.
İlk Derece Mahkemesince; yapılan tasarrufların ivazlı olduğunun ispatlanamadığı, davalı ... ve davalıdan devralan kişiler tarafından soyut beyanlardan öte dosyaya ödeme belgelerini de içerir şekilde ve ödemeyi ispatlar mahiyette belge sunulmadığı ve tasarrufların bağış olmadığının dosya kapsamında ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmişse de; varılan sonuç dosya kapsamı ve mevcut delil durumuna uygun düşmemektedir. 6183 sayılı Yasa’nın 28/2. maddesine göre öncelikle dava konusu taşınmazların gerçek değerinin belirlenmesi gerekmektedir. Dava konusu 1159 Ada, 21 Parsel 6 nolu bağımsız bölümün 18.03.2011 tarihinde davalı borçlu ... tarafından davalı 3. kişi...'a devredildiği, davalı ... ...'ın taşınmazı alırken kredi kullandığı ve aynı gün bu kredi nedeniyle taşınmaz üzerine ipotek tesis edildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda İlk Derece Mahkemesince; taşınmazların gerçek değerinin belirlenmesi için bilirkişi raporu alındıktan sonra, davalı 3. kişi... tarafından devralınan taşınmaz üzerindeki ipotek yüklerinin tapuda gösterilen satış bedellerine eklenmesi ile bilirkişi raporuyla belirlenecek olan gerçek değerinin karşılaştırılarak mislini aşan bedel farkının oluşup oluşmadığının buna göre tartışılması gerekmektedir. Öte yandan; 6183 sayılı yasanın 30. maddesinde kamu alacaklarının bir kısmını veya tamamının tahsiline olanak bırakmamak amacı ile borçlu tarafından bir taraflı tasarruflar ile borçlunun maksadını bilen veya bilmesi gereken kimseler ile yaptığı tasarrufların tarihleri ne olursa olsun geçersiz olacağı hüküm altına alınmıştır. Bu durumda Mahkemece; davalı 3. kişi...'a devredilen bu taşınmaz yönünden yukarıda anlatıldığı şekliyle mislini aşan bedel farkı olup olmadığının tartışılmasından sonra, olmadığı sonucuna varılması halinde, 3. kiş
...'ın borçlunun mali durumunu ve alacaklıları ızrar kastını bilip bilemeyeceğinin de tartışılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
3-6183 sayılı Yasa'nın 31. maddesine göre; 27, 28, 29... uncu maddelerde sözü edilen tasarruf ve muamelelerden faydalananlar elde ettiklerini, elden çıkarmışlarsa takdir edilecek bedelini vermeye, bu kanun hükümleri dairesinde vermeye mecburdurlar. Bunlar karşılık olarak verdikleri şeyden dolayı alacaklı amme idaresinden bir talepte bulunamazlar.
Üçüncü kişinin mal veya hakkı dava sırasında elinden çıkarması veya elinden çıkardığının dava sırasında öğrenilmesi halinde davanın ıslahına gerek olmadan davacı alacaklı davaya bedel davası olarak devam edilmesini isteyebilir veya devralan 4. kişiyi davaya dahil ederek davaya devam edebilir.
Somut olayda, dosya içerisindeki güncel tapu kayıtları incelendiğinde; dava konusu 1140 Ada, 13 Parsel, 2 Nolu bağımsız bölümün 25.06.2009 tarihinde davalı borçlu ... tarafından davalı 3. kişi ...'a, 20.01.2011 tarihinde davalı ... tarafından davalı 4. kişi ...'a, onun tarafından 20.06.2012 tarihinde davalı 5. kişi ...'e, ondan sonra dava dışı 6.kişi ...'a, son olarak ... tarafından da dava dışı 7. kişi ...'e devredildiği tespit edilmiştir.
Bu durumda davacı alacaklı tarafından 6. kişi ... ile 7. kişi konumundaki ...’in kötü niyetli olduğunun ileri sürülmesi halinde adı geçen bu kişilerin davaya dahil edilip edilmeyeceği hususunda seçimlik hakkının hatırlatılması, davaya dahil ettiği takdirde bu kişilere tebligat yapılarak taraf teşkilinin sağlanması, aksi halde diğer davalı 3, 4 ve 5. kişiler yönünden davanın tazminata dönüştüğü kabul edilerek tarafların iddia ve savunmaları dinlenip, delilleri toplandıktan sonra hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, bu kişiler davaya dahil edilmeden aleyhlerine olacak şekilde yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
4-Kabule göre de; bu tür davalarda dava kabul edildiği takdirde tasarruf tarihine kadar olan vergi borcu ferileriyle hesaplanarak bu miktar üzerinden tasarrufun iptali ile cebri icra yetkisine karar verilmesi gerekir.
Somut olayda, davalı borçlunun her bir tasarruf yönünden ayrı ayrı tasarruf tarihine kadar olan vergi borçlarının ferileriyle birlikte belirlenerek bu miktar üzerinden davacının alacak ve ferileriyle sınırlı olarak dava konusu taşınmazların satışına ilişkin tasarrufun iptali ile davacı alacaklıya bu miktar üzerinden taşınmazlar üzerinde haciz ve satış yetkisi verilmesine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere tasarruf tarihine kadar ... vergi borcu belirtilmeden, alacak ve ferileriyle sınırlamadan tasarrufun iptaline karar verilip, bu miktarla sınırlı olarak cebri icra yetkisi verilmemesi de doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı ...'in diğer temyiz itirazlarının reddine, (2), (3) ve (4) nolu bentte açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde ilgiliye iadesine, dosyanın mahkemesine gönderilmesine, 01.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.