(2709 S. K. m. 19, 40, 90) (5275 S. K. m. 107) (5320 S. K. m. 6, 7) (5271 S. K. m. 141, 144)
Dava ve Karar: Davacının tazminat talebinin reddine ilişkin hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Davacı vekili; davacı müvekkilinin 03.06.2003 tarihinde tutuklanıp, 09.05.2008 tarihinde tahliye olduğunu, yargılandığı suçtan 7 yıl 2 ay 12 gün hapis cezası aldığını, suç tarihinde 15 yaşında olması nedeniyle 5275 sayılı Kanunun 107/5. maddesine göre küçüklere özgü infaz yasasından yararlanarak erken tahliye olması gerektiği, tutuklu kalması ve davanın uzun sürmesi nedeniyle 2 yıl 7 ay süre ile fazladan cezaevinde kaldığını belirterek tazminat talebinde bulunmuş, mahkemece; Davacı hakkında 7 yıl 2 ay 12 gün hapis cezasına hükmedildiği, 4 yıl 11 ay tutuklu kaldığı ve tutukluluk süresinin hükmolunan hapis cezasından fazla olmadığından talebin reddine karar verilmiştir.
Somut olayda; davacı hakkında hükmedilen ceza ve tutuklu kaldığı süreye bakıldığında, suç tarihi 03.06.2003 olduğu için infazla ilgili olarak 647 sayılı Kanun ile 5275 sayılı Kanun hükümleri karşılaştırıldığında; yaşı küçük olan davacı için 5275 sayılı Kanun hükümlerinin lehe olduğu anlaşılmıştır. Davacının yargılaması kısa sürede sonuçlanmış olsaydı veya daha az tutuklu kalmış olsaydı 5275 sayılı Kanunun 107/5. maddesine göre hükümlü sayılması nedeniyle ve iyi halli olmak koşuluyla cezaevinde kalması gereken toplam süre 2 yıl 4 ay 24 gün olacaktı. Buna mukabil tutuklu olduğu ve hükümlü statüsüne geçememesi nedeniyle 2 yıl 7 ay gibi bir süre fazladan cezaevinde kalmıştır. Yani cezası kesinleşip hükümlü statüsü ile cezaevinde kalmadığı için Kanunun infazda öngördüğü indirimden yararlanamamıştır.
Çözümlenmesi gereken sorun, davacının yargılandığı suçtan uzun süre tutuklu kalmasaydı veya ceza davası daha önce sonuçlanmış olsaydı, cezaevinde kalması gereken sürenin daha az olacak olduğunu ileri sürerek tazminat isteyip isteyemeyeceğidir.
Davacı 2003 yılında tutuklandığı için 5320 sayılı Kanunun 6/a maddesi gereğince tazminat istemi 466 sayılı Kanun hükümlerine göre belirlenecektir. Bu Kanunun 7/1. maddesinde Mahkum olup da tutuklu kaldığı süre hükümlülük süresinden fazla olan kimselerin tazminata hak kazanacağı belirtilmektedir. Benzer düzenleme 5271 sayılı CMK'nın 141/1-f maddesinde de yer almaktadır.
Kanun maddelerindeki düzenlemelere göre davacı tutuklu kaldığı süreden fazla ceza almadığından tazminata hak kazanamamaktadır. Bununla birlikte davacının uzun süre tutuklu kalmasının da davacı yönünden mağduriyet oluşturduğu ve İnfaz Kanununun indirim öngören hükümlerinden yararlanamadığı da açıktır. Bu mağduriyetin kısmen de olsa giderilmesi ve sorunun Türkiye Cumhuriyeti Anayasası çerçevesinde çözümlenmesi gerekir.
Anayasanın Kişi hürriyeti ve güvenliği alt başlığında yer alan 19. maddesinde: Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir. Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir. Bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre, Devletçe ödenir. ve aynı şekilde 40/son maddesinde de Kişinin, resmi görevliler tarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır. hükümleri bulunmaktadır.
Yine Anayasanın 90. maddesinde Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır şeklinde düzenleme bulunmaktadır. Bu durumda sorunun çözümünde yetersiz kalan 466 sayılı Kanun ve CMK'nın 141-144. maddeleri yerine yukarda açıklandığı gibi Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 90. maddesi doğrultusunda sorunu Türkiye Cumhuriyeti devletinin onayladığı İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşme (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye ile ilgili vermiş olduğu kararlar doğrultusunda çözmek gerekir.
Bu itibarla; 2709 sayılı TC. Anayasası'nın 19/son, 40/son ve 90. maddeleri gereğince iç hukuk kapsamında kanun hükmünde bağlayıcılığı olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 5. maddesindeki özgürlük ve güvenlik hakkı düzenlemeleri ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarına göre, davacının koruma tedbirine konu mahkum olduğu ceza davasında tutuklu kaldığı sürenin sonuç olarak tayin edilen ceza miktarı nazara alındığında bu sürenin çok uzun olduğu ve adı geçen Sözleşmenin 5/3. maddesine aykırılık oluşturduğu, buna göre tazminat miktarının belirlenmesi gerekirken, sonuçta aldığı cezadan fazla tutuklu kalmadığı gerekçesiyle tazminat davasının reddine karar verilmesi,
Sonuç: Kanuna aykırı olup, davacı vekillerinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'ın 321. maddesi uyarınca isteme uygun olarak BOZULMASINA, 03.01.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy