(2004 S. K. m. 169/a, 170/a)
Dava: Merci kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye 23.11.1990 tarihinde gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Merci kararının ve bunun taalluk ettiği işin niteliği bakımından temyiz tetkikatının duruşmalı olarak yapılmasına HUMK.'nun hükümleri müsait bulunmadığından bu yoldaki isteğin reddi oybirliğiyle kararlaştırıldıktan sonra işin esası incelendi:
I- 3494 Sayılı Kanun'la değiştirilen 2004 sayılı İİK. 169-a maddesi 6. fıkrası hükmüne göre Borçlunun itirazının kabulü halinde alacaklı, bu talebin reddi halinde borçlu, diğer tarafın isteği üzerine yüzde kırktan aşağı olmamak üzere tazminata mahkum edilir.
Anılan yasa ile inkar tazminatının, evvelce yüzde on beş olan alt sınırı, yüzde kırka çıkarılmıştır. İnkar tazminatı, uzun süre önce yürürlükten kaldırılmış olan, ilamsız icra işlemine ilişkin 1215 sayılı Kanun'la takip hukukumuza girmiştir. 1424 sayılı ilk ve 2004 sayılı şimdi yürürlükte bulunan İİK'nun yersiz takip ve itirazları önlemek amacı ile aktarılmıştır ve böylece bu uygulama 1929 yılından bu yana süregelmektedir. Açıklanan nedenlerle, temyiz edenin Anayasaya aykırılık iddiası, dairemizce ciddi görülmemiştir.
II- Ancak, takip konusu yapılan çeklerden 20.4.1990 ödeme günle 2.250.000 TL'lik çek yasal süresi içinde ibraz edilmediğinden hamil keşideciye karşı takip hakkını yitirmiştir.
Bu yönün, İİK. 170-a maddesi uyarınca doğrudan göz önünde tutulması ve takibin, 20.4.1990 ödeme günlü çeke dayalı kısmının iptaline karar verilmesi gerekir. İİK. 170-a maddesinde takibin tamamen veya kısmen iptali halinde alacaklı aleyhine inkar tazminatı verilmesi de öngörülmemiştir.
Sonuç: Merci kararının 2.250.000 TL'lik çek yönünden ve yalnız yukarıda yazılı II. bentdeki nedenlerle İİK.'nun 366. ve HUMK.'nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 15.03.1991 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Roma hukukundan Çağdaş hukuk sistemlerinde bir tazminata hüküm verilebilmek için, alacaklının kötü niyetinin veya alacaklının kusurunun veya borçlunun zarar ve ziyanının mevcut olması temel prensip olmuştur.
Olayımızda ise özetle belirtilen bu hususların hiçbirinin bulunmaması 2004 sayılı İİK'nun bazı maddelerin değiştiren 3494 sayılı Kanun'un 169-a maddesi açıkça Anayasaya, çağdaş hukuk sistemine, aykırı olduğu kanısındayım.
Olayımızda, borçlu, iki şerikli bir Limited Şirkettir. Şirket adına imzası bulunan kişi de takip edilmiştir.
Çek alacaklısı, genelde çeki alırken çeki imzalayan kişiye güvenerek, şirketi temsile ve kambiyo senedi imzalamaya tek başına yetkili olup olmadığını belirten şirket statüsünü istemesi ve görmesi, her zaman mümkün değildir.
Çek alacaklısı, baştan şirketi takip etse ve imza sahibi mevzubahis şirketi borçlandırmaya tek başına yetkisi yoksa o zaman alacaklı, imzası bulunan kişinin şahsen sorumlu olacağı yasalar gereği olduğundan, o şahıs adına takip yapmak mecburiyetinde kalacaktır.
İİK. 18. maddesi İcra Tetkik merciinin 10-15 gün içinde, İİK. 366. maddesi Yargıtay'ın 15 gün içinde karar vermesini amirdir.
Tatbikatta, maalesef işlerin çokluğu nedeni ile sistemi alt üst edecek derecede asgari 6 ay, bir sene gibi zaman da karar verilebilmektedir.
Çek alacaklısının yukarıda belirtildiği gibi evvela şirket aleyhine takibe geçmesi imzanın, şirketi temsil yetkisinin olmadığının anlaşılması, bu durumda en az 6 ay sonra aydınlanmasından ilgili mesul kişi hakkında takip yapması için 6 aylık sürenin çoktan geçmiş olması nedeni ile müruruzaman neticesini doğurur ki bu da, hakların ziyaına neden olur.
Onun için ki şimdiye kadar tatbikatta, şirketle birlikte, orada imzası bulunan şahsında takip edilmesi bir zaruretin gereğidir.
Burada alacaklının bir kötü niyeti ve kusuru bulunmadığı gibi, borçlu gösterilen ve takip konusu edilenin herhangi bir zararı bahis konusu değildir.
Yersiz takip ve itirazları önlemek amacı ile 3494 sayılı kanunla değiştirilen 2004 sayılı İİK'nun 169a maddesi 6. fıkrası, borçlunun itirazının kabulü halinde % 40'dan aşağı olmamak üzere tazminata mahkum edilir hükmü, olayımızda 245 milyon gibi bir meblağın tazminat olarak hükmedilmesi, borçlunun fahiş şekilde ve haksız yere mükafatlandırılması anlamını taşır ki bu durum, hak arama özgürlüğünü zedeleyici nitelikte olup, Anayasaya aykırılık iddiası ciddi görülmek gerekirken aksine düşüncelerle verilen ekseriyet kararına katılmıyorum. 15.3.1991 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy