(818 S. K. m. 483, 484) (6762 S. K. m. 612, 636, 690) (743 S. K. m. 169)
Dava: Yukarıda tarih ve numarası yazılı merci kararının müddeti içinde temyizen tetkiki Alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye 16.3.1998 tarihinde gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: 163. örnek ödeme emrinin tebliği üzerine borçlu itirazında karı ve kocanın birlikte bono keşide etmeleri durumunda yapılan istemin Sulh Hakimi tarafından tasdik edilmedikçe geçerli olamayacağı şeklinde itirazda bulunmuştur. Mercii de 6500 DM.'lik bonoyu imza eden keşidecilerin karı-koca olduğundan ve karının borç altına girebilmesi için Medeni Kanunun 169/2. maddesi gereğince Sulh Hakiminin tasdiki gerektiğinden bahisle M.T. hakkındaki takibin iptaline karar verilmiştir.
M.K.'nun 169. maddesinde; karının şahsi mallarına veya mal ortaklığı usulüne tabi mallara dair karı-koca arasındaki hukuki tasarruflar ile koca menfaatine olarak karı tarafından 3. şahsa karşı iltizam olunan borçlar sulh hakiminin onayına tabi tutulmuştur.
Takip dayanağı bonoyu muteriz ve eşi keşideci sıfatı ile imzalamışlardır. TTK.'nun 690. maddesinin yollaması ile bonolar hakkında da uygulanması gereken 636. maddesi gereğince bonoyu keşideci sıfatı ile imza edenler hamile karşı müteselsil borçlu sıfatı ile mesuldürler.
B.K.'nun 483. maddesine göre kefalet bir akittir ki onunla bir kimse borçlunun akdettiği borcun edasını temin etmeyi alacaklıya karşı taahhüt eder. Geçerli olması yazılı olmasına bağlıdır (B.K.nun 484. maddesi). Senedin kefil sıfatı ile imzalandığına dair bonoda bir açıklık bulunmamaktadır. Kefil olarak imzalanıp lehtara verildiği ve lehtarın bu durumu bildiği yazılı delille de kanıtlanmamaktadır. Borçlular arasındaki iç ilişkinin dar yetkili mercide karinelerle belirlenmesi mümkün değildir. Öte yandan aval hükümlerinin uygulanmasını gerektiren bir durum da bulunmamaktadır. (T.T.K.'nun 612/614. maddesi). Bu durumda borçlunun, kefil ya da aval olarak imza ettiğinin kabulü mümkün değildir.
Mercice; bu yönler gözetilerek itirazın reddi gerekirken kabulü isabetsizdir.
Sonuç: Alacaklı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile merci kararının yukarıda yazılı nedenle İİK.366. ve HUMK. 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 1.4.1998 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy