(6762 S. K. m. 592, 688, 690) (818 S. K. m. 69, 148) (2004 S. K. m. 170)
Dava: Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki taraf vekilleri tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: 1- Alacaklı vekilinin temyiz isteminin incelenmesinde;
TTK. nun 688/5-6. maddeleri gereği bononun kime ve kimin emrine ödenecekse onun adını, soyadını bononun tanzim edildiği tarihi içirmesi zorunlu ise de, keşide tarihi yönünden önemli olan belli bir tarihin gün, ay ve yıl olarak gösterilmesi olup, bu tarihin gerçeğe uygunluğu şart değildir. (Prof. Dr. Fırat Öztan Kıymetli Evrak Hukuku sf: 467)
Zira TTK. nun 690. maddesi göndermesiyle bonolarda da uygulanması gereken 592. madde hükmüne göre ileri tarihli bono düzenlenmesi mümkündür. Bu nedenle somut olayda gözlendiği gibi, takip dayanağı bonoda Ahmet Küçükton yanında ikinci lehtar konumunda olan İbrahim Kaya'nın tanzim tarihinden önce ölmüş olması yukarıda açıklanan madde koşullarında bono vasfında etkili değildir.
Somut olayda tartışılması gereken ikinci husus; Dayanak bonoda iki lehtar olmasına rağmen lehtarlardan birinin tek başına takip yapıp yapamayacağı hususudur.
Öncelikle belirtelim ki münferid istek bakımından alacaklılar arasındaki ilişkiyi düzenleyen TTK. nun da bir hüküm bulunmadığı gibi, BK.nun da dahi bu hususta açıklayıcı bir hüküm yoktur. Para borcu olduğu içinde BK.nun 69. maddesinin uygulanma olanağı yoktur. Alacaklılar arasında teselsül ifade eden bir kayıtta bulunmadığından BK.nun 148. maddesinde uygulanmaz. Bu durumda lehtarlardan birisi tek başına senetten doğan hakkın tamamını isteyemez ise de 1/2'sini dava ve takip etme hakkı vardır. Borçlular senet bedelinin yarısını ödemeleri halinde borçtan kurtulmuş olurlar. Takip dayanağı bonodaki imzaların keşidecilerden Mustafa Yavaşlar'a ait olmadığı keza Kesban Yavaşlar'ın mukayese imzası bulunamadığından imza karşılaştırmasının mümkün olmadığı 03.06.2005 tarihli bilirkişi raporu ile tesbit edildiğinden Mahkemece bu iki borçlu hakkındaki takibin İİK. nun 170/3 maddesi gereğince durdurulmasına karar vermek gerekirken takibin iptaline karar verilmesi doğru görülmemiştir. Ancak, diğer takip borçlusu Cemil Yavaşlar senetteki imzayı inkar etmemiş borcu ödediğini ise ispat edememiştir.
Hal böyle olunca yukarıda açıklanan kurallar gereğince takip dayanağı bono bedelinin 1/2'si ile takip alacaklısına karşı sorumlu olacağından bu miktarla sınırlı olmak üzere itirazın reddine karar verilmemesi de doğru görülmemiştir.
2- Borçlular vekilinin temyiz isteminin incelenmesinde;
İİK. nun 170/4. maddesi gereğince alacaklı, lehtar olup borçlular aleyhine takip yapmakta ağır kusurlu sayılacağından borçlular lehine anılan madde hükmü gereği tazminata hükmedilmesi gerekirken reddine karar verilmesi de isabetsizdir.
Sonuç: Tarafların temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda 1 nolu bentte yazılı nedenlerle alacaklı yararına, 2 nolu bentte yazılı nedenlerle borçlular yararına İİK.366. ve HUMK.'nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 15.11.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy