(2004 S. K. m. 170/a-2) (1086 S. K. m. 298) (6762 S. K. m. 592,730)
Dava: Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: 1-09.04.2005 keşide tarihli 4000. YTL. bedelli ve 14.04.2005 keşide tarihli 3500. YTL. bedelli çekler ile ilgili olarak yapılan temyiz incelenmesinde;
Takip dayanağı çeklerden yukarıda belirtilen iki adedi hamiline keşide edilmiş olup, muhatap bankaya ibraz edilmelerinden sonra takip alacaklısı A. R. U. tarafından imza edilerek ciro edilmişlerdir. Her iki çekin arka yüzünün incelenmesinde ibrazdan önce takip alacaklısı A. R. U.'ya yapılmış bir cironun bulunmadığı görülmektedir. İbrazdan sonra da takip alacaklısına ( alacağın temliki hükümlerini doğuracak ) bir ciro mevcut değildir. Kendisine ciro ile intikal eden bir hak bulunmadığına göre, takip alacaklısının ibrazdan sonra çeklerde kendi imzasının bulunması adı geçeni yetkili hamil durumuna getirmez. Ciro zincirinde kopukluk olduğu için, mahkemenin bu çekler hakkındaki iptal kararı İİK.nun 170/a-2. maddesi gereğince ve sonucu itibariyle doğrudur. Bu nedenle alacaklı vekilinin anılan çeklerle ilgili temyiz itirazlarının REDDİNE,
2- 16.04.2005 keşide tarihli 4000. YTL. bedelli ve 10.05.2005 keşide tarihli 3600. YTL. bedelli çeklerle ilgili olarak yapılan temyiz incelemesinde;
14.12.1992 günlü ve 1991/1 E. - 1991/5 K. sayılı içtihadı birleştirme kararında açıklandığı Üzere, çeklerde keşide yerinin hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olarak gösterilmesi gerekir. Aksi halde dayanak belgenin çek vasfında olduğunun kabulü mümkün değildir. Somut olayda yukarıda belirtilen iki adet çekte keşide yerinin başlangıçtan ( K.ELİ ) olarak yazıldığı bu ibarenin daha sonra ( KIRKLARELİ ) şekline dönüştüğü mahkemece kabul edilmiş ve yapılan bu işlemin tahrifat olduğu gerekçesiyle anılan çekler yönünden takibin iptaline karar verilmiştir. HUMK.nun 298. maddesi gereğince, yapılan işlemin tahrifat olarak kabul edilebilmesi için, belgedeki çıkıntı, kazıntı veya silintinin ( senedin sıhhat veya manasına müessir olacak ) nitelikte bulunması zorunludur. Somut olayda yukarıda açıklananın aksine ve mahkemenin kabul şekline göre keşide yerindeki noksanlık tamamlanmış ve belgede herhangi bir tahrifatta bulunulmamıştır. Türk Ticaret Kanununun 730/3. maddesi göndermesiyle çeklerde de uygulanması gereken aynı kanunun 592. maddesi gereğince çekin sonradan ve tedavüle çıkarken doldurulması mümkün olup, anılan çeklerle ilgili itirazın da mahkemece reddi gerekirken, bunlar yönünden takibin iptaline karar verilmesi isabetsizdir.
Sonuç: Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda ( 2 ) nolu bentte yazılı nedenlerle IIK.366. ve HUMK. 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 23.01.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy