(AİHS m. 6) (2709 S. K. m. 36, 141) (2004 S. K. m. 167) (6100 S. K. m. 27, 297) (1136 S. K. m. 164) (YİBK 07.06.1976 T. 1976/3-4 E. 1976/3 K.) (YHGK 18.10.2006 T. 2006/11-620 E. 2006/659 K.) (YHGK 28.04.2010 T. 2010/11-195 E. 2010/238 K.)
Dava: Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup: dava dosyası için Tetkik Hakimi S
P
tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği düşünüldü:
Karar: Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;
Bonoya dayalı kambiyo senedine özgü yolla icra takibinde borçlunun yetki ve borca itiraz ederek mahkemeye başvurduktan sonra borcu ödediği, mahkemece yetki itirazının kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır.
Bir mahkeme kararının gerekçesi, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyar; kısaca, maddi olgularla hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterir. Tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi sebeple haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay'ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi sebeple o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta bir gerekçe bölümünün bulunması zorunludur. Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa'nın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 Sayılı H.M.K.nun 27 ve 297. maddeleri işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir.
Öte yandan, bazen bir mahkeme kararının, başka bir dava yönünden kesin hüküm veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi konularda yapılacak hukuksal değerlendirmelerin sağlıklı olabilmesi de, o kararın yukarda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür (H.G.K.'nun 18.10.2006 tarih ve 2006/11-620 E. 2006/659 K. sayılı kararı).
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 27. maddesinde Hukuki dinlenilme hakkı düzenlenmiştir. Buna göre davanın taraflarının, yargılamayla ilgili bilgi sahibi olma, açıklama ve ispat hakkı bulunmaktadır. Maddenin gerekçesinde açıklandığı üzere bu hak, Anayasanın 36 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddelerinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur.
Yargıtay H.G.K.'nun 28.4.2010 gün ve 2010/11-195 E. 238 K. sayılı usulden bozmayı kapsayan ilamının gerekçesinde aynen; Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının, açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgularla hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir ifadelerine yer verilmiştir.
Nitekim, 7.6.1976 gün ve 3/4-3 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde yer alan Gerekçenin, ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği, yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir' şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye vurgu yapılmıştır.
Anılan husus kamu düzeniyle ilgili olup, gözetilmesi yasayla hakime yükletilmiş bir ödevdir.
Aksine düşünce ve uygulama, gerek yargı erkiyle yargıcın, gerek mahkeme kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesiyle bağdaşmaz.
Belirtilen anayasal ve yasal düzenlemeler doğrultusunda, borçlu tarafından ileri sürülen itiraz sebebinin gerekçesiyle birlikte tartışılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin yetki itirazının kabulüne karar verilmesi isabetsizdir.
Öte yandan 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297/1. fıkrasının d bendinde kararın verildiği tarihle hakim veya hakimlerin ve zabıt katibinin imzalarının bulunmasının zorunlu olduğu; 298/4. fıkrasında da yazılan kararların altının kararı veren hakimlerle, zabıt katibi tarafından imza olunacağı belirtildiği halde mahkemece gerekçeli kararın zabıt katibine imzalattırılmaması, H.M.K. 297/ç bendinde kanun yolunun gerekçeli kararda belirtilmesi gerekirken kanun yolunun gösterilmemesi ve yine 3.12.2010 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 2011 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'ne göre icra mahkemelerinde duruşmasız işler için 200 TL vekalet ücretinin öngörüldüğü, somut olayda ise mahkemece evrak üzerinden karar verildiği halde duruşmalı işler için geçerli olan 360 TL vekalet ücretine hükmedilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Alacaklının temyiz itirazlarının kabulüyle mahkeme kararının yukarda yazılı sebeplerle İ.İ.K.nun 366 ve H.U.M.K.'nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 10.07.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy