MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Hırsızlık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:
Tebligat Kanununun 19. maddesinde "... ve mahkumlara ait tebliğlerin yapılmasını, bunların bulunduğu müessese müdür veya memuru temin eder." hükmü gereğince sanığın karar ve tebligat tarihinde cezaevinde bulunması halinde, sanığa yapılacak tebligatın Tebligat Kanununun 19. maddesinin düzenlediği şekilde yapılması gerektiği, bununla birlikte sanığın mahkemedeki adresine yapılan tebliğde, sanığın cezaevinde bulunduğuna ilişkin bir not bulunmadığı, sanığın çarşıda bulunduğunun komşusu tarafından bildirilmesi üzerine mernis adresine tebliğin yapılması gerekirken bilinen son adrese Tebligat Kanunu 21. maddesine göre usulsüz tebligat yapılarak her iki halde de geçerli olmayan tebliğe istinaden kararın kesinleştirildiği anlaşılmakla, eski hale getirme talebinin yerinde olduğunun ve temyiz dilekçesinin öğrenme üzerine verildiği ve süresi içinde olduğunun kabulü ile yapılan incelemede;
Çalınan eşyanın değeri az olmadığı halde TCK'nın 145. maddesinin uygulanması, aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Hüküm kurulurken koşulları oluşmadığı halde, 5237 sayılı TCK'nın 145. maddesi ile uygulama yapılmış ve hüküm kurulurken sanık hakkında temel ceza belirlendikten sonra sırasıyla TCK’nun 35, 145, ve 62. maddesinin tatbiki sırasında hesap hatası yapılarak sanığa fazla ceza tayin edilmiş ise de; kabule göre, sanığın sabit kabul edilen eyleminin cezası 2 yıl 9 ay 22 gün hapis cezası olmayıp bu cezadan daha yüksek bir ceza olduğundan, Ceza Genel Kurulu'nun 04.03.2008 tarih ve 2008/47-43 sayılı kararında da belirtildiği üzere; yanılgılı uygulama nedeniyle ortaya çıkan hafif sonuç cezadan, ikinci kez mahkumiyetin sonuçlarını da kapsayacak şekilde yararlandırılmasını sağlayacak, sanığa daha önce bir kez tanınmış olan atıfet genişletilmek suretiyle hakkaniyete aykırı sonuçların doğmasına, adalet ve eşitlik ilkelerinin zedelenmesine yol açılmış olacağından bu husus bozma nedeni yapılmamıştır.
Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış, diğer temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Anayasa Mahkemesi'nin 08.10.2015 günlü, 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı, 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan kısmi iptal kararı uyarınca, 5237 sayılı TCK 53. madde 1. fıkra b. bendinde düzenlenen “seçme ve seçilme ehliyetinden ve diğer siyasi hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasına” hükmünün iptal edilmesi nedeniyle uygulanamayacağının gözetilmesi zorunluluğu,,
Bozmayı gerektirmiş, sanık ...’nın temyiz talepleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’un 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, hüküm fıkrasından “TCK'nın 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümden “b” bendinin çıkartılması suretiyle, eleştiri dışında diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 26/09/2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy