KANUN YARARINA BOZMA
Hırsızlık suçundan sanık ...’ın, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 493/1-son, 522 ve 59. maddeleri gereğince 8 yıl 4 ay hapis cezası, sanık ...’ın, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 493/1-son ve 522. maddeleri gereğince 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına dair Kayseri 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 22/05/1997 tarihli ve 1996/210 esas, 1997/593 sayılı kararının Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 10/03/1998 tarihli ve 1998/1880-2099 sayılı ilâmı ile onanarak kesinleşmesini müteakip, 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu hükümleri çerçevesinde uyarlama yapılması yönündeki Cumhuriyet Başsavcılığı talebi üzerine, 22/05/1997 tarihli ve 1996/210 esas, 1997/593 sayılı kararın aynen infazına ilişkin, aynı Mahkemenin 29/04/2016 tarihli ve 1996/210 esas, 1997/593 sayılı ek kararına karşı, Adalet Bakanlığı'nın 07.12.2016 gün ve 94660652-105-38-10761-2016-Kyb sayılı yazısı ile kanun yararına bozma ihbarında bulunulduğundan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 22.12.2016 gün ve 2016/398975 sayılı ihbarnamesiyle Dairemize gönderildiği,
MEZKUR İHBARNAMEDE;
Dosya kapsamına göre; uyarlama yargılaması yapılırken infaz yasası hükümleri nazara alınmaksızın, önceki ve sonraki temel ceza kanunlarının ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle lehe yasanın belirlenmesi gerektiği, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 141 ve 142. maddelerinde düzenlenen hırsızlık suçu ile 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 493/1. maddesinde yer alan suçun öğelerinin farklı olduğu, somut olayda sanığın diğer sanıklarla birlikte eylem ve fikir birliği içerisinde hareket ederek geceleyin duvarı delmek suretiyle içeri girip ev eşyalarını alma şeklinde gerçekleştirilen eylemde, hırsızlık suçunun yanı sıra, 5237 sayılı Kanun’un 39/1. maddesi delâletiyle aynı Kanun’un 116/2 ve 119/1-c maddelerine uyan iş yeri dokunulmazlığının bozulması ve 151/1. maddesinde düzenlenen mala zarar verme suçlarının da oluşacağı, bu durumda bile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun sanıkların lehine olacağı gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden anılan kararın bozulması gerektiğinin ihbar olunduğu anlaşılmıştır.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
5237 sayılı TCK’nın 141 ve 142. maddelerinde tanımlanan hırsızlık suçu ile 765 sayılı TCK'nın 493/1. maddesinde yer alan suçun öğelerinin farklı olduğu, somut olayda hükümlülerin olay tarihinde gece vakti suç arkadaşlarıyla birlikte müştekiye ait evin sağlam ve muhkem olan duvarını delmek suretiyle hırsızlık yaptıklarının anlaşılması karşısında; eylemlerinin 5237 sayılı TCK’nın 142/1-b. maddesinin yanında anılan Yasanın 116/1-4 ve 119/1-c maddelerinde düzenlenen geceleyin birlikte konut dokunulmazlığını bozma ve şikayetin devam ettiğinin belirlenmesine göre, 151/1. maddesinde düzenlenen mala zarar verme suçlarına da uyduğu gözetildikten sonra, 5252 sayılı Yasanın 9/3. maddesi uyarınca, hükümlülerin yararına olan hükümlerin 647 ve 5275 sayılı Yasalar dikkate alınmaksızın, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların birbiriyle karşılaştırılması suretiyle bulunacağından hükümlülerin, 5237 sayılı TCK'nın 142/1-b, 143, 116/1-4, 119/1-c, 151/1. maddelerine karşılık 765 sayılı TCY'nın 493/1-son, 522(pek fahiş) maddelerine uyan eylemleri nedeniyle denetime olanak sağlayacak şekilde uygulanan Yasa maddeleriyle, verilmesi gereken cezalar ayrı ayrı tespit edilip, sonuç cezalar karşılaştırılarak lehe olan yasa belirlenip uygulama yapılması gerekirken, maddi ceza yasalarının kendi aralarında, infaz yasalarının da kendi aralarında ayrı ayrı karşılaştırılıp değerlendirilmesi ve maddi ceza yasasına ilişkin lehe uygulamanın infaz yasası gözetilerek reddine karar verilemeyeceği de düşünülmeden yazılı şekilde eksik ve denetime olanak vermeyecek biçimde hüküm kurulması nedeniyle kanun yararına bozma istemi yerinde görüldüğünden KABULÜ ile, Kayseri 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 29/04/2016 tarihli ve 1996/210-1997/593 karar sayılı ek kararının 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, aynı maddenin 4. fıkrasının (b) bendi uyarınca müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmesine, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE, 02/03/2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.