Hırsızlık ve emniyeti suistimal suçlarından sanık ...'ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 142/1-b ve 143 maddeleri gereğince 2 yıl 8 ay hapis, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 491/1, 508, 522, 72 ve 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun’un 4. maddeleri gereğince 1.030 yeni Türk lirası para cezası ile cezalandırılmasına dair İzmir 19. Asliye Ceza Mahkemesinin 16/11/2006 tarihli ve 2006/81 esas, 2006/671 sayılı kararına karşı, Adalet Bakanlığı'nın 26.10.2017 gün ve 94660652-105-35-7727-2017-Kyb sayılı yazısı ile kanun yararına bozma ihbarında bulunulduğundan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 01.11.2017 gün ve 2017/61074 sayılı ihbarnamesiyle Dairemize gönderildiği,
MEZKUR İHBARNAMEDE;
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 7/2. maddesinde yer alan “Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.” şeklindeki düzenleme ile 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 9/3. maddesindeki “Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir.” şeklindeki düzenlemeye uyarınca, sanık yararına olan hüküm önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların birbiriyle karşılaştırılması suretiyle bulunacağından, dosya içeriğine göre sanığın eylemine uyan 765 sayılı TCK’nun 493/1-3, 508 ve 522. maddeleriyle, 5237 sayılı Kanun'un 142/1, 142/1-b ve 155 maddeleri uyarınca her iki Kanuna göre denetime olanak sağlayacak şekilde uygulanan kanun maddeleriyle verilmesi gereken cezalar ayrı ayrı tespit edilip, sonuç cezalar karşılaştırılarak lehe olan kanun belirlenip uygulama yapılması gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden anılan kararın bozulması gerektiğinin ihbar olunduğu anlaşılmıştır.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Ayrıntıları Ceza Genel Kurulu'nun 18.03.2008 tarih ve 9-7-56 sayılı kararında açıklandığı üzere, kovuşturma evresinde kendisine zorunlu müdafii atandığından sanığın haberdar edilmediği durumlarda, zorunlu müdafiiye yapılan tefhim ve tebliğlerin kendisine bağlanan hukuki sonuçları doğurmayacağı da gözetilerek, sanık ...'ın kendisine müdafii atandığından haberinin olmadığı, 17.02.2004 tarihli ilk hükmün diğer sanık ... müdafii tarafından temyizi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 5237 sayılı TCK uyarınca yeniden değerlendirme yapılmak üzere dosyayı iadesi sonrası mahkemece sanık vekili olduğunu belirten Av. ...'e duruşma gününü bildirir davetiyenin çıkarıldığı, anılan avukat duruşmaya gelmeyince sanığa barodan müdafii tayin edildiği ancak sanık ile müdafiinin biraraya gelmediği, sanığın, yokluğunda verilen kararın mahkemece atanan ve son oturumda hazır bulunan zorunlu müdafiiye tefhiminin yeterli sayılarak gerekçeli kararın sanığa tebliğe çıkarılmaması nedeniyle hükmün kesinleşmediği, kesinleşmemiş karara karşı kanun yararına bozma yoluna başvurulamayacağından sanığa gerekçeli kararın usulüne uygun tebliği ile hükmün kesinleşmesi halinde yeniden kanun yararına bozma yoluna gidilmesi mümkün olup, henüz kesinleşmemiş olan karara yönelik kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, 30/11/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy