(2675 S. K. m. 37, 38) (1086 S. K. m. 537)
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
Davacı, Dursburg eyalet mahkemesinde 4.6.1980 tarihinde taraflar arasındaki alacağa ilişkin olarak karar verildiğini, kararın 19.8.1981 tarihinde kesinleştiğini davalının o tarihten beri bu alacağı ödemediğini, kararın HUMK. 537 ve müteakip maddelerine göre tenfizini istediğini bildirerek, 5.200 DM (mahkemenin hükmettiği miktar) 1280 DM 8 yıllık işlemiş faiz, 2128.69 DM bu dava için yapılan masraf, toplam 8.528.69 DM'nun Türk parası olarak karşılığı 3.004.792 TL.nin kanuni faizi ile birlikte hüküm altına alınması için tenfizi hakkında karar verilmesini istemiştir.
Davalı, ilam veren ülke kararının kesinleştiğine dair yazı ve belgenin dosyada olmadığını ilamın tenfizi için yasa belirtilmiş şartların mevcut olmadığını Federal Almanya ile T.C. arasında ilamların karşılıklı tenfizine dair anlaşma bulunmadığını, yargılamanın milletlerarası özel hukuk ve usul hukuku maddelerine aykırı durumu oluşturduğunu aynı yargılama Türkiye'de yapılsa idi, daha değişik bir kararın çıkacağını, davalının davacıya 3000 DM ödediğini, bu ödemenin anlaşma gereği olduğunu paranın çalınması nedeniyle bu şekilde anlaşarak 3000 DM alındığını, 4000 DM.tan davacının vazgeçtiğini tanıkların açıkladığını, Mahkeme ilamında ve hususlara hiç değinilmediğini, paranın çalındığına dair evrakların istenmediğini ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık 2675 sayılı milletler arası Özel Hukuk ve Usul Hukuku hakkındaki yasaya dayalı yabancı mahkeme kararının tenfizi istemine ilişkin anılan yasanın 37. maddesi gereğince, tenfiz dilekçesine, yabancı mahkeme ilamının o ülke makamlarınca usulen onanmış aslı ve onanmış tercümesi ile, ilamın kesinleştiğini gösteren o ülke makamlarınca usulen onanmış yazı ve belge ile onanmış tercümesini eklemiş olması gerekir. Dosyaya tenfiz istenen zaman kesinleştiğini gösteren ve o ülke makamlarınca usulen onanmış yazı veya belge ile bunun onanmış tercümesi ibraz edilmemiştir.
Öte yandan yukarıda anılan yasanın 38.nci maddesinde tenfiz kararının hangi şartlar altında verilebileceği belirlenmiştir. Bu maddenin (a) fıkrasına göre kesinleşmiş yabancı mahkeme kararının tenfizine karar verilebilmesi için öncelikle Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşmanın yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması gerekir. Bu konuda Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğünden alınan yazıda Almanya Federal Cumhuriyeti ile hükümetimiz arasında mahkeme kararlarının tenfizi veya tanınmasına ilişkin karşılıklılık esasına dayalı bir anlaşma bulunmadığı açıklanmıştır. Davalı bu yönde bir anlaşma olduğunu da iddia etmemiştir. Ayrıca Almanya Federal Cumhuriyetinde Türk Mahkemelerinden verilmiş kararların infazında mümkün kılan bir kanun hükmü de bulunmamaktadır. Adalet Bakanlığı yazısında Türk Mahkeme kararlarının Alman Federal Cumhuriyetinde tenfizine ve tanınmasına dair fiili bir uygulamanın mevcut olduğu da bildirilmemiştir. Esasen Duisburg Eyalet mahkemesi kararının tenfizini isteyen davacıda yukarda açıklandığı gibi Alman Federal Cumhuriyetinde tenfizi ve tanımayı mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın varlığını iddia etmediği gibi bu yönde herhangi bir delilde göstermemiştir. Öyleyse davanın kabulü ile yabancı mahkeme tenfizine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır ve bozma nedenidir.
Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle davalı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine 28.02.1989 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy