(1086 S. K. m. 74, 76) (818 S. K. m. 32) (743 S. K. m. 6)
Dava: Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün taraflar avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine, ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde taraflar adına gelen olmadığından, incelemenin evraklar üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşuldu.
Karar: Davacı, elektrik tesisleri işlerinde müteahhitlik yapan davalı A. R. Demircana Ünye İlçesi, dağ ve Ekincik köylerinin elektrik montaj çalışmaları sonucunda ihtiyaç olan emtiaları yanında çalıştığı ve her türlü alım, satım ve ödünç verme işlerinde yetkili kıldığı diğer davalı H. Tokgöze imzasını taşıyan belge ile ödünç verdiğini iade etmediklerini öne sürerek aynen iadelerine, olmadığı taktirde 1992 yılının birim fiyatlarıyla bedellerinin yasal faiz ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, A. R. Demircan zamanaşımı defi ile davaya bakmaya ikametgahı Fatsa mahkemesinin yetkili olduğunu savunmuş, davanın reddini dilemiştir. Diğer davalı yargılamaya gelmemiştir.
Mahkemece; davacı ile davalılardan A. R. Demircan aralarında ödünç akdi kurulduğu bu akit gereği yardımcısı diğer davalı H. Tokgözün düzenlenen belge ile malzemeleri aldığı kabul edilmiş, dava tarihindeki birim fiyatları üzerinden tespit edilen değerleri 87.389.220 TL sından istemle bağlı kalarak 30.000.000 TL sının müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.
Hüküm taraflarca temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının tüm, davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Bir davada ileri sürülen maddi olguların hukuki değerlendirmesini yapmak, uygulanacak yasa maddelerini bulmak ve uygulamak hakimin doğrudan görevidir (HUMK. m.76 ). Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle davanın maddi olayları ileri sürüş ve kabulüne göre davalıların sözleşmedeki hukuki sıfatlarının belirlenmesi gerekir. Davacının hem dava hem de, 22.10.1992 tarihli cevaba cevap dilekçelerindeki açıklamalarından ödünç sözleşmesinin davalılardan A. R. Demircan ile temsilcisi H. Toköz aracılığı ile onun nam ve hesabına kurulduğu anlaşılmaktadır. Nitekim mahkemenin kabulü de bu doğrultuda olup davacının bu yöne ilişkin bir temyizi de bulunmamaktadır. O nedenle davalı H. Tokgözün sözleşme esnasında temsilci sıfatıyla hareket ettiği de kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır. Hal böyle olunca; temsile ait Borçlar Kanununun 32. maddesindeki genel hükme göre, yetkili bir mümessil tarafından diğer bir kimse namına yazılan akdin alacak ve borçları, o kimsenin hukuk alanında doğar ve o kimseye intikal eder. Diğer bir anlatımla doğrudan doğruya temsilde mümessil temsil edilen adına yaptığı işlemden doğan hakları iktisap etmez, borçlardan da sorumlu tutulmaz. Bu durumda mahkemenin davalı H. Tokgözü sözleşmeden dolayı sorumlu tutması anılan yasa maddesine uygun değildir. Davalı H. Tokgöze husumet düşmez. Ne var ki davacı az yukarıda açıklandığı şekilde ödünç ilişkisini A. R. Demircanın temsilcisi H. Tokgöz ile yaptığı olgusuna dayandırmıştır. O nedenle davacı (temsilci ile iş yapan kimse) temsilcinin yetkili temsilci olmadığını, temsilcilik sıfat ve derecesinin bilmek, bilmiyorsa araştırmakla yükümlüdür (MK. m. 6). burada ancak hal ve vaziyetten davacının temsil ilişkisini anlaması gerekiyor ve mümkün ise akdin alacak ve borçları temsil olunan A. R. Demircana ait olabilir. Sırası gelmişken hemen vurgulayalım ki; buradaki hal ve vaziyete dair ve bunlardan yasa maddesinin yorumu yapılırken sonuç çıkarılabilecek maddi vakıaların belirlenmesi açısından tanık deliline dayanılmasında yasal bir engel yoktur. Yoksa salt bir kimsenin temsilcidir veya değildir şeklinde ortaya çıkan tanık sözlerine dayanılarak temsilcilik ilişkisinin varlığı veya yokluğu hakkında bir sonuca kavuşulması usul hükümlerine aykırıdır. Mahkemece açıklanan yasal kurallar çerçevesinde tarafların delilleri toplanarak bir inceleme yapılmamıştır. Evvelemirde bu konunun aydınlığa kavuşturulması için tarafların delil ve karşı delilleri toplanmalı sonuçta temsilcilik durumu sübuta ermediği belirlenirse bu kez yetkisiz temsil hükümleri araştırılmalı ve böylece sonuca gidilmelidir. Temsilcilik ilişkisi kanıtlanırsa işin esası aşağıda belirlenen yönler altında çözümlenmelidir.
Davalı H. Tokgöz yargılamaya gelmemekle dolayı bunun tabii bir sonucu olarak davada dayanılan belgeyi diğer davalı ise davanın reddini savunmak suretiyle davayı tümden inkar etmiş sayılır. O halde belgedeki imzanın davalı H. Tokgöze aidiyeti usulün 308 ve ardından gelen maddelerince incelenmesi gerekir. Tüm açıklananların ışığında deliller toplanıp inceleme yapılmak suretiyle davalı A. R. Demircanın sorumlu olup olmadığı saptanmalı hasıl olacak sonuca göre karar verilmelidir. Hukuki nitelendirmede yanılgıya düşülerek eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması usule ve yasaya aykırıdır. Bozma nedenidir. Yine davada müşterek ve müteselsilen tahsil istemi olmadığı halde alacağın davalılardan zincirleme alınmasına karar verilmesi de yasaya aykırıdır (HUMK. m. 74).
Sonuç: Birinci bent gereğince davacının tüm, davalıların diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, yerel mahkeme kararının ikinci bentte açıklanan nedenlerle davalılar yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 3.2.1994 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy