(818 S. K. m. 81)
Dava: Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: Davacı, davalıdan tapuda bir daire satın aldığını, aralarında yaptıkları sözleşme gereğince de dairenin 28.2.1996 tarihinde teslim edileceğini, zamanında teslim edilmediği takdirde ilk dört ay için normal kira parasının, bundan sonraki geç teslim edilecek her ay için kira parasının iki katı oranında davalının kira tazminatı ödemeyi kabul ve taahhüt ettiğini, altı aylık süre geçmesine rağmen mecurun halen teslim edilmediğini ileri sürerek ilk dört ay için 100.000.000 TL. sonraki iki ay için de 50.000.000 TL. olmak üzere toplam 200.000.000 TL. nın davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davacının ödemelerini düzenli olarak yapmadığını, mecurda bir takım tadilatlar yapması nedeniyle de mecurun 1996 yılı Haziran ayında teslim edildiğini, gecikmeye ilişkin kusurun davacıdan kaynaklandığını savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davacının ödemelerini düzenli olarak ifa etmediğini ve ihtirazı kayıt dermeyan etmeksizin 1996 yılı Mayıs ayında daireyi teslim aldığı gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar arasında düzenlenmiş bulunan 7.6.1995 tarihli taahhütnamede davalı, daireyi 28.2.1996 gününde teslim etmeyi aksi takdirde her geçen ay için kira parasını ödemeyi taahhüt etmiştir. Ayrıca gecikmenin dört ayı geçmesi halinde kira bedelinin ikiye katlanacağı kararlaştırılmıştır. Öncelikle hemen şunu belirtmek gerekir ki gecikme halinde ödenmesi kararlaştırılan kira parası, davacının doğacak kar yoksunluğuna ilişkin olup bu kararlaştırma ceza koşulu olarak nitelendirilemez. Ancak gecikmenin dört ayı geçmesi halinde kira parasının ikiye katlanacağını öngören hüküm, ceza koşulu niteliğindedir. Diğer taraftan davalı, dairenin 1996 yılı Haziran ayında teslim edildiğini savunmuştur. Bu yön davacı tarafından kabul edilmemiştir. Bu durumda davalı, teslim hukuki işlemini yasal delillerle ispat etmek yükümü altındadır. Her ne kadar mahkemece, bu konuda davalı tanıkları dinlenmişse de ilişkinin miktar ve niteliğine, davacının açık muvafakati olmamasına göre bu tanık sözlerine itibar olunamaz. Bu durumda satılan dairenin davacıya teslim edildiğinin kabulüne olanak yoktur. Teslim işlemi gerçekleşmediğine göre, edanın kabulü nedeniyle ceza koşulundan vazgeçilmiş olduğu kabul edilemez. Kaldı ki davacı daha önce 25.3.1996 tarihinde çektiği ihtarnameyle gecikme nedeniyle kira parasını istemiş olmakla ihtirazi kayıt dermeyan ettiğinin kabulü zorunludur. Bütün bunların yanında davacının gecikmeyle de olsa 1995 yılına ilişkin satış bedeli borçlarını ödediği toplanan delillerden anlaşıldığı için mahkemenin Borçlar Kanununun 81. maddesine değinen gerekçesine katılmak mümkün bulunmamıştır. Bu durumda mahkemece, taraflar arasında düzenlenmiş bulunan sözleşme hükümleri gözetilmek suretiyle hüküm kurulması gerekirken aksi düşüncelerle davanın reddi usul ve yasaya aykırıdır. Bozma nedenidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek hali de iadesine, 22.12.1997 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy