(818 S. K. m. 321, 386, 390) (1086 S. K. m. 275) (1219 S. K. m. 75)
Dava: Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü.
Karar: Davacılar, yakınları H.Erol Başoğlu'nun By Pass ameliyatı olmak üzere davalı Florance Nightingale Hastanesine yatırılıp, 20.11.1996 tarihinde ameliyat edilerek 3 damarının değiştirildiğini, 21.11.1996 tarihinde de yoğun bakımdan çıkarılıp 4 kat 457 nolu odaya yatırıldığını, aynı gün gece saat 21:00 sıralarında hastanın şiddetli baş ve göz ağrılarından şikayet etmeye başladığını, refakatçisi tarafından hastane görevlisi hemşirelere durumunun intikal ettirildiğini, ancak, bu gibi ameliyat sonrasına bu nitelikteki şikayetlerin olabileceği cevabının alındığını, ilerleyen saatlerde hastanın gözlerinin görmez olduğunu, Nörolog ve göz doktorlarının geç müdahalesi sonucu hastanın bitkisel hayata girip 26.12.1996 tarihinde de öldüğünü, ölümün ameliyattan değil, ameliyat sonrasındaki bakım ve özensizlikten husule geldiğini, bu halin davalı Hastane sorumluluğunda bulunduğunu öne sürerek kendilerinden eş Nuran Başoğlu ve oğul Mehmet Başoğlu için fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 5.000.000.000 TL. manevi tazminatın 26.12.1996 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı, davada öne sürülen ihmal ve bakım eksikliğinin bulunmadığını, By Pass ameliyatlarında ölüm riskinin her zaman mevcut olduğunu, ölüm sonucu ile davada öne sürülen olgular arasında da illiyet bağının varlığından söz edilemeyeceğini beyanla davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
Davada, H.Erol Başoğlu'nun By Pass ameliyatı yapılmak üzere davalı hastane tarafından kabul edilip, bu ameliyatın tıbbi gereklere uygun olarak davalı hastane doktoru tarafından yapıldığı, hastanın 3 damarının değiştirildiği ve böylece yoğun bakım ünitesine alındığı konularında yanlar arasında bir uyuşmazlık olmadığı belirlenmiştir. Uyuşmazlık, bu aşamadan sonra hastane görevlilerinin hastanın bakım, gözetim ve tedavisindeki ihmal ve özensizliklerinden dolayı ölüp ölmediğinde toplandığı anlaşılmaktadır.
Bir davada dayanılan olguları kanıtlamak taraflara, kanıtlanan olgulara göre hukuksal nitelendirmeyi yapmak, uygulanacak yasa maddelerini arayıp bulmak ve uygulamak ise doğrudan hakimin görevidir.
Hemen belirtelim ki, davalı hastane, hastayı ameliyat etmek üzere hastanesine kabul etmekle hasta ile aralarında bir vekillik sözleşmesi oluşmuş sayılır. Bu durumda davadaki istemin vekillik sözleşmesine aykırılıktan doğan manevi zarar istemi olarak nitelendirilmesi gerekir. (BK. 386, 390 md.) vekil iş görürken yöneldiği sonucun elde edilmesinden değil de, bu sonuca ulaşmak için verdiği uğraşların özenle görülmesinden sorumludur. Vekilin bu sorumluluğu genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır. (BK. 390/II md.) vekil işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, hafif kusurundan bile sorumludur. (BK. 321 md.) O nedenle vekil hastahane ve onun personelinin hastanın zarar görmemesi yalnız mesleki değil, genel hayat tecrübelerine göre herkese yüklenilebilecek dikkat ve özeni göstermeleri gerekir. Bu dikkat ve özeni göstermekteki hafif ihmalleri sonucu hasta zarar görmüş veya ölmüş ise bu sonuçtan vekil hastane sorumlu olacaktır. Bu bağlamda, zararlı sonuç ile saptanacak özensizlik arasında illiyet bağının bulunması da sorumluluğun bir unsuru olarak evveliyatla aranmalıdır.
Somut olayda az yukarıda açıklanan sorumluluk ilkesine dayanılmış olduğuna göre davalı hastane ve personelinin iddia gibi özensizlik ve ihmallerinin bulunup bulunmadığının varsa gerçekleşen ölüm olgusunun bu ihmal ve özensizlikten ileri gelip gelmediğinin saptanması gerekir. HUMK. nun 275 maddesinde açıklandığı gibi bunun saptanması özel ve teknik bilgiyi gerektiğinden hakimin bu konuda uzmanlıkları tespit edilmiş bilirkişi veya kurulu düşüncesinden yararlanması gerekir. Ne var ki davalının sorumluluğunu saptarken, olayların özelliğine uymayan, dayanakları gösterilmeyen ve özellikle davada belirlenen olaylara uymayan bilirkişi düşüncesiyle de bağlı da değildir.
Hükme esas alınan Yüksek sağlık Şurası raporunda az yukarıda açıklanan sorumluluk ilkesi altında saptanan olgular tartışılmadığı gibi, sorumsuzluğun dayanakları da inandırıcı gerekçelerle açıklanmamıştır. Kaldı ki 1219 sayılı yasanın 75. maddesi hükmü uyarınca Yüksek Sağlık Şurası raporu ceza hakimini bağlayıcı nitelikte ise de, hukuk hakimi için bağlayıcı ve kesin rapor olarak kabul edilemez. Öte yandan Adli Tıp Kurumu raporunda olduğu gibi, Yüksek Sağlık Şurasının görüşü alındıktan sonra Adli Tıp Kurumundan yeniden düşünce ve rapor alınmaması da doğru değildir.
Şu durum karşısında davalının aralarındaki vekalet ilişkisi nedeniyle davalının özen ve ihtimama ilişkin yükümlülüklerini yerine getirirken ihmal ve özensizliklerinin olup olmadığı, var ise bunların zararlı sonucun (ölümün) oluşmasına neden olup olmadığının belirlenmesi için tüm, dosya Adli Tıp Kurumuna gerektiğinde Adli Tıp Büyük Genel Kuruluna gönderilmeli, ölüm olayının meydana gelmesindeki mutlak etkenler dayanakları gösterilmek suretiyle açıklattırılmalı böylece hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmelidir.
Mahkemece, Yüksek Sağlık Şurası raporu esas etken olarak kabul edilip yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle temyiz olunan mahkeme kararının davacılar yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 07.12.2000 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy