(818 S. K. m. 213, 20) (743 S. K. m. 634)
Dava: Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın esas davanın reddine, karşılık davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün taraflar avukatı tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekili Av. T. P. gelmiş diğer taraftan kimse gelmemiş olduğundan onların yokluğunda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı, davalılardan harici sözleşme ile 29.8.1995 tarihinde 50.000 Dolar karşılığında villa satın aldığını, 500 Dolarını peşin olarak verdiğini, 7.800 Doları da daha sonra ödediğini ancak villanın iskan ruhsatının olmaması ve sözleşmenin de geçersiz bulunması nedeniyle ödediği 8.300 Doların fiili ödeme günündeki Türk Lirası karşılığının ödetilmesini istemiştir.
Davalılar davanın reddini dilemişler, bir kısım davalılar açmış oldukları karşı dava ile davacının edimini yerine getirmediğini, sözleşmeye göre bu durumda 20.000 Dolar cezai şart ödemesi gerektiğini öne sürerek davacının ödemiş olduğu 8.300 Doların bu miktardan mahsubu ile 11.700 Dolar cezai şart olarak ödetilmesini istemişlerdir.
Mahkemece Y. U. hakkındaki davanın husumet nedeniyle, M. K.'dan hakkındaki davanın dava açılmadan önce ölmüş olması nedeniyle reddine, diğer davalılar hakkındaki davanın esastan reddine, karşı davanın ise kabulüne karar verilmiş, davacının temyizi üzerine hüküm Dairemizce, davalılar arasında geçerli bir kat karşılığı inşaat sözleşmesinin bulunup bulunmadığının, davacıya yapılan satışın alacağın temliki hükümlerine göre geçerli olup olmadığının araştırılması, geçerli bir sözleşmenin bulunması halinde şimdiki gibi, aksi halde sözleşme geçersiz olacağından davacının ödediği miktarın tahsiline karar verilmesi gerektiğinden bahisle bozulmuş, bozma kararına uyan mahkemece yapılan araştırma ve yargılama sonucu yine aynı karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davalılar arasında düzenlenen kat karşılığı, inşaat sözleşmesinde davacıya satımı öngörülen villanın 1/3 mülkiyetinin davalı arsa sahiplerine, 2/3 mülkiyetinin de yine davalı yükleniciye ait olacağı kabul edilmektedir. Nitekim bu kabul doğrultusunda anılan villa davacıya 29.8.1995 tarihinde haricen düzenlenen sözleşme ile davalı arsa sahipleri ve yükleniciler tarafından müşterek satılmıştır. Hükmüne uyulan Dairemiz bozma kararında satım konusu villanın davalılar arasında düzenlenen sözleşmeye göre yüklenicilere isabet etmesi halinde sözleşmenin geçerli olacağı, arsa sahiplerine ait olması halinde de geçersiz olacağı vurgulanarak verilmesi gereken karar şekli belirtilmiştir. Ne varki az yukarda açıklandığı gibi villanın sözleşmeye göre 1/3'nün arsa sahibine 2/3'nün de yüklenicilere ait olduğunun kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır. Hemen belirtelim ki davacıya villanın belirli bir pay değil, tamamının satışı yapılmıştır. Davacının gerçek amacı ile davalıların gerçek amacı da bu doğrultuda birleşmektedir. Davalı arsa sahiplerinin satım mülkiyet hakkının devrine ilişkin bulunması nedeni ile MK.nun 634, BK.nun 213. maddeleri hükmü uyarınca resmi biçimde yapılmadığı için hukuken geçersizdir. Davacı ile davalı arsa sahipleri arasında alacak borç doğurmaz. O nedenle de bu taraflar verdiklerini karşılıklı olarak geri alma hakkını haizdirler. Sözleşme bunlar arasında geçersiz olduğu için karşılıklı edimlerin yerine getirilmiş olmasının veya olmamasının bu davada sonuca etkili olması da düşünülemez. Bu bağlamda olaya BK.nun 20. maddesinin 2. fıkrası hükmünün uygulanma olanağının bulunup bulunmadığının da tartışılması gerekir. Anılan hüküm uyarınca "akdin muhtevi olduğu şartlardan bir kısmının butlanı akdi iptal etmeyip yalnız şarta olur. Fakat bunlar olmaksızın akdin yapılmayacağı meczum bulunduğu takdirde, akitler tamamen batıl addolunur". Şu durumda davacının salt yüklenicilere ait payı satın almış sayılmasına da hukuken olanak yoktur. Davacı taşınmazın bütününü satın almak istemektedir. Satın almadaki asıl amaç da budur. Davacının arsa sahiplerinin paylarını satın almasa dahi yüklenicilerin 2/3 payına isabet eden şahsi haklarını almak isteyeceği kabul edilemez. Bu durumda anılan hüküm uyarınca sözleşmenin bütünüyle geçersiz olduğunun kabulünde zorunluluk vardır.
Sözleşme bütünüyle geçersiz olduğuna göre davacı, davalılara verdiği bedeli geri isteme hakkına sahiptir. Karşı davacılar da geçersiz sözleşmede öngörülen cezai şartı da geçersiz olacağı için bu cezayı isteyemeyeceklerdir. Şu durumda mahkemece taraflar arasında düzenlenen sözleşme geçersiz kabul edilmeli karşı davanın reddi ile asıl davadaki istem yönünden bir karar verilmesi gerekirken, sözleşmeye geçerlilik tanınarak yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz eden hükmün temyiz eden davacı yararına (BOZULMASINA), 5.2.2000 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy