(818 S. K. m. 132, 133, 207, 215, 263, 363)
Dava: Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın zamanaşımı nedeniyle reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacılar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacılar, Ataköy 7-8 kısım, 1186 ada, 1 parselde kayıtlı taşınmazda bağımsız bölüm malikleri olduklarını, apartmanın çatısında sürekli su sızıntısı ve ısı kaybı olduğunun anlaşılması üzerine davalının sözlü ve yazılı olarak devamlı uyarıldığını, oyalanmaları ve sonuç alamamaları nedeniyle üst katta oturan bağımsız bölüm maliklerinin delil tespiti yoluyla zararlarını belirlediklerini, davalıya kusurlu ve eksik işlerin giderilmesi için ihtar keşide ettiklerini, davalının onarımın derhal yapılması için yapımcı firmaya talimat vermesine rağmen ayıp ve eksikliklerin giderilmediğini, o nedenle davalı adına apartman yönetimi tarafından başkalarına yaptırılıp bedelinin ödenmesi için yönetim olarak aleyhine icra takibi yapıldığını, itiraz edilmesi nedeniyle açılan itirazın iptali davasının ise husumetten redle sonuçlandığını, o nedenle de malikler olarak bu davanın açıldığını öne sürerek 177.330.000 TL fatura bedelinin fatura tarihinden itibaren hesaplanacak reeskont oranında faizi ile birlikte ödetilmesine karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı, B.K.nun 207 maddesi hükmü uyarınca dairelerinin davacılara tesliminden itibaren 1 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiğini, esasen ayıplı ve eksik işlerden dolayı kendisinin değil, yapımcı firma Kutlutaş A.Ş.nin sorumlu olduğunu beyanla davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davacılara dairelerin 6.11.1990 ile 25.12.1990 tarihleri arasında teslim edildiği, davanın ise 28.12.1995 tarihinde açıldığı, bu şekli ile teslim tarihi ile dava tarihi arasında B.K.nun 263/2. maddesinde öngörülen 5 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği gerekçesiyle Salih Serdar Tümay dışındaki davacıların davasının zamanaşımı nedeniyle reddine, Salih Serdar Tümay davasının ise aktif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş, hüküm Salih Serdar Tümay dışındaki davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
Öncelikle hemen belirtelim ki, bir davada öne sürülen maddi vakıalara göre hukuki nitelendirmeyi yapmak, bu nitelendirmeye göre uyuşmazlığa uygulanacak yasa maddelerini arayıp bulmak ve doğru olarak uygulamak hakimin doğrudan görevidir.
Somut olayda; iddia, savunma ve toplanan delillerin birlikte değerlendirilmesinden davacıların, bağımsız bölümlerini davalıdan satın aldıkları, satılanlardaki ayıplı işler bedelini bu davada satıcı sıfatıyla davalıdan istedikleri, taraflar arasındaki ilişkinin taşınmaz satım ilişkisi olduğu anlaşılmaktadır. Davalının, davacılara sattığı bağımsız bölümlerin bulunduğu apartmanı dava dışı Kutlutaş A.Ş.ye yaptırmış olmasının da bu sonucu değiştirmeyeceği açıktır. O nedenle mahkemenin, davalının zamanaşımı itirazı nedeniyle B.K.nun 215/son maddesi hükmü yerine aynı yasanın 363/2 maddesi hükmünü uygulaması doğru değildir. Borçlar Kanunun 215. maddesinin son fıkrasında ise bir binanın ayıplı olmasından mütevellit ve tekeffüle müsterit davalar, mülkiyetin devrinden beş sene geçmekle sakıt olur hükmüne yer verilmiştir. Metindeki sakıt olur sözcükleri nedeniyle öngörülen sürenin hak düşürücü süre olduğu düşünülebilir ise de, gerek öğretide gerekse sapma göstermeyen Yargıtay uygulamalarında buradaki sürenin zamanaşımı süresi olduğu benimsenmektedir. Hal böyle olunca da, bu sürenin B.K.nun 132 ve 133. maddelerindeki koşulların gerçekleşmesi halinde durması veya kesilmesi de mümkün bulunmaktadır.
Davacıların davaya konu bağımsız bölümlerin mülkiyetini 6.11.1990 ile 25.12.1990 tarihleri arasında davalı satımı ile kazandıkları tartışmasızdır. Davada, giderim bedeli istenilen ayıpların gizli ayıp niteliğinde ayıplar olduğu da mahkemenin kabulündedir. Davanın ise taşınmaz mal mülkiyetinin iktisabından itibaren 5 yıl geçtikten sonra 28.12.1995 tarihinde açıldığı da açıktır. Ancak, davacıların apartman yöneticisinin davacı malikler adına davalıya Kadıköy 2. Noterliğinden keşide ettiği 28.5.1991 tarihli ihtarname ile ayıpları ihbar ederek giderilmesini istediği, bir kısım bağımsız bölüm malikleri davacıların münferit başvurularının 1992 tarihlerinde tekrarlandığı, yine bir kısım bağımsız bölüm maliklerinin katılımıyla oluşturulan malikler kurulunca ise yalıtımı ve çatı onarımı için davalı banka ile yapılan temastan sonuç alınamadığı gerekçesiyle 10.1.1993 tarihinde yönetime dava açması için yetki verildiği, 53, 54, 55 ve 56 nolu malikler tarafından davalıya keşide edilen 20.4.1993 tarihli ihtarlar üzerine davalının bu ihtarlardan da söz ederek eksikliklerin ivedi olarak tamamlanıp bilgi verilmesi istemiyle yapımcı dava dışı firmaya 26.5.1993 tarihli yazılı ile talimat verdiği, yine davacı bağımsız bölüm malikleri adına apartman yönetimi tarafından 20.12.1993 tarihinde davalı aleyhine yaptığı giderlerin ödetilmesi istemiyle icra takibi yapıldığı, bu takibe itiraz edilmesi üzerine 14.2.1994 tarihinde itirazın iptali davası açıldığı, bu davanın ise 25.10.1995 tarihinde davacı yönetimin davada taraf ehliyeti bulunmaması nedeniyle redle sonuçlanıp kesinleştiği anlaşılmaktadır. Davalının karşı koymadığı diğer yazışma evrakları ve özellikle davalının dava dışı Kutlutaş A.Ş.ye gönderdiği yazı içeriğinden davalının ayıplı işleri giderme borcunu kabul ederek bu konuda girişimde bulunduğu da belirgindir. Davalının bu kabulü B.K.nun 133 anlamında zamanaşımını kesen nitelikte bir kabuldür. Öte yandan, davacılar ayıplı yapıyı benimsemiş, dava tarihine kadar da suskun kalmış değildirler. Aksine gerek ferden, gerekse apartman yönetiminin kendilerini temsil edebileceği inancı içinde yönetim olarak davalıya başvurarak ayıpların giderilmesini istemişlerdir. Yönetimin, her ne kadar tüzel kişiliği bulunmaması nedeniyle takip ve davada davacıları temsil yetkisi yok ise de, bu durum davacı bağımsız bölüm malikleri adına yönetimin yaptığı icra takibi ile itiraz iptali davasının hiçbir hukuki sonuç doğurmayacağını kabul anlamına gelmez. Ödeme emrinin veya dava dilekçesinin davalıya tebliği ile davacı bağımsız bölüm maliklerinin davalıdan ayıplı işlerden doğan alacaklarını talep ettikleri sonucunu çıkarmak da mümkündür.
Şu durum karşısında ve özellikle 26.5.1993 tarihli yapıdaki kabul ile davada zamanaşımı sürecinin kesildiği, bu tarihten dava tarihine kadar da 5 yıllık sürenin dolmadığı açıktır.
Mahkemece, işin esasına girilerek sonucuna uygun bir karar verilecek yerde zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle temyiz olunan mahkeme kararının temyiz eden davacılar yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 18.02.2000 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy