(1086 S. K. m. 275) (818 S. K. m. 41, 47, 49)
Dava ve Karar: Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün davalılar avukatı tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalılar vekili avukat Ertürk Aras ve avukat A. Arif Bilgin ve davalı İlter Bilgin gelmiş diğer taraftan gelen olmadığından onun yokluğunda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Davacılar, muris Ü. T.'ın 14.2.1994 günü geçirdiği trafik kazası sonucu Tekirdağ Devlet Hastanesine kaldırılıp ilk müdahalenin orada yapıldığını, yakınları tarafından 15.2.1994 günü davalı International Hospital Hastanesine götürüldüğünü, davalı Doktor İ. A.'nın ameliyat ettiğini, yaralı Ü.'in pankreası yırtık olmasına rağmen Doktor İ.'in bu durumu ihmal edip gerekli müdahaleyi yapmadığını, ertesi gün diğer davalı Doktor İ. B.'in pankreans yırtığını farkedip derhal ikinci ameliyatı yaptığını, fakat iyi yöntem ve özen gösterilmediğini, hastanın durumunun kötüleşmesi üzerine 5.3.1994 tarihinde Çapa Tıp Fakültesi Hastanesine kaldırıldığını, orada da birçok ameliyat yapılmasına rağmen Ü.'in 20.4.1994 günü öldüğünü öne sürerek, eş H. için şimdilik 200.000.000 TL, çocuklar T. ve E. için 200.000.000'er TL, anne F. için 100.000.000 TL, destekten yoksun kalma tazminatının eş için 250.000.000 TL, çocuklar için her birine 150.000.000 TL, anne için 250.000.000 TL olmak üzere toplam 800.000.000 TL manevi tazminatın, tedavi masrafı için şimdilik 100.000.000 TL ve 10.000.000 TL cenaze gideri olmak üzere toplam 1.610.000.000 TL.nin davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline; Birleştirilen Bakırköy 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1995/328-439 sayılı dosyasında da 700.000.000 TL maddi, 200.000.000 TL tedavi gideri olmak üzere toplam 900.000.000 TL maddi tazminatın tahsiline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalılar gereken tıbbı müdahalelerin yapıldığını, ihmal ve kusur bulunmadığını bildirerek yersiz olan davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece 1994/505 esas sayılı dava yönünden toplam 1.490.000.000 TL maddi ve manevi tazminatın, 1995/328 esas sayılı dava yönünden 674.940.618 TL destekten yoksunluk tazminatı ile 200.000.000 TL tedavi gideri ki toplam 874.940.618 TL.nin tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
Davacılar bu davayı; davalı İ. A.'nın hastaya ilk müdahaleyi ve ameliyatı yapan doktor olarak pankreas yırtığını tesbit edememiş olması, diğer davalı doktor İ. B.'in de bir gün sonra pankreas yırtığını tesbit etmiş olmasına rağmen gerekli tıbbi müdahale ve tedaviyi tam olarak yapmadığı, diğer davalı hastanenin ise davalı doktorları istihdam eden sıfatıyla sorumlu olduklarını ileri sürmek suretiyle maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuşlardır. Bu ileri sürülüşe göre davalı doktorların davacıların desteği bulunan hastaya tıbbın gerektirdiği tüm tedavi ve müdahaleyi yapmış olmalarına rağmen, kendi ellerinde olmayan nedenle ölüm vukua gelmiş ise, olayda illiyet bağının varlığından söz edilemez ve bu halde de davalıların sorumlu tutulmasına hukuken olanak yoktur. Aksine davalı doktorlar tıbbın gerektirdiği tedavi ve müdahaleyi yapmamış ve bundan dolayı ölüm olayı gerçekleşmiş ise, davalı doktorların eylemiyle ölüm olayı arasında illiyet bağının varlığı kabul edilir ve davalılarda ilke olarak kusurları oranında ölümle oluşan davacılar zararından sorumlu olurlar. Burada hemen belirtmek gerekir ki, davalı doktorlar tarafından tıbbın gerektirdiği tedavi ve müdahale yöntemlerinden birini veya birkaçını yerine getirmemiş olmaları başlı başına davalı doktorların sorumluluğu için yeterli değildir. Ölüm olayının bu eksik tedavi ve müdahaleden kaynaklandığının tereddüde yer vermeyecek şekilde açıklığa kavuşturulması gerekir. Ancak bu halde illiyet bağının varlığından söz edilebilir. Eksik veya yetersiz tıbbi tedavi veya muayeneye rağmen ölüm olayı her halükarda gerçekleşecek idiyse davalı doktorların sorumluluğundan söz edilemez.
Hükme esas alınan Yüksek Sağlık Şurasının 9-10 Mart 1998 tarihli raporunda az yukarda açıklanan sorumluluk ilke ve esaslarıyla ilgili olarak herhangi bir inceleme ve değerlendirme yapılmadığı, salt önceki raporlardaki mevcut düşünceleri rapora aktarmak suretiyle sonuca gidildiği, önceki raporlardaki düşüncelerin dahi eleştirilmediği görülmektedir. Kaldı ki hiçbir gerekçeyi ihtiva etmemesine rağmen davalı Doktorlardan İ. B. 3/8 ve davada bu sıfatta bir doktor olmamasına rağmen doktor F. T.'a da 3/8 kusur izafe edildiği ve kusurunda ilk ameliyatta normal şartlarda bir ameliyatta gösterilmesi gereken ortalama özen ve dikkati göstermedikleri ve böylece pankreastaki yaralanmayı atlamış olmalarına bağlanmıştır. İlk ameliyatta gösterilmesi gereken tıbbın gerektirdiği dikkat ve özenin somut olayın özelliği itibarıyla neler olduğu, bunlardan hangilerine dikkat ve özen gösterilmediği yeterince açıklanmadığı gibi, ilk ameliyatı yapan doktorun davalılardan Dr. İ. A. olduğu, diğer davalı Dr. İ. B.'in bu müdahalede bulunmadığı, aksine ilk müdahaleden bir gün sonra pankreas yırtığını tesbit ederek bunun giderilmesi için ikinci müdahaleyi yapan doktor olduğu da gözden kaçırılmıştır. Dahası Dr. İ. A. yerine, doktor olmayan ve davada davalı sıfatı bulunmayan Dr. F. T.'tan söz edilmiştir. Kendi içinde çelişkili, maddi hatalar ihtiva eden, salt Sağlık Şurası raporu olduğu gözetilerek hükme esas alınmasına hukuken olanak yoktur. Öte yandan Yüksek Sağlık Şurası, ancak ceza davaları için resmi olarak kanunen bilirkişilik görevi verilmiş bir kurumdur. Hukuk Hakimi HUMK. 275. mad. hükmü uyarınca teknik ve özel bilgiyi gerektiren konularda düşüncesine başvurmak istediği bilirkişileri serbestçe tayin ve tesbit etmek durumundadır. O nedenle Yüksek Sağlık Şurası'nın raporunun bu davada kesin ve vazgeçilmez bir rapor olduğu da söylenemez. Mahkeme bu nitelikteki bir raporu ancak yeterli, önündeki uyuşmazlık konusu olayı çözümlemeye elverişli ise ancak hükmüne esas alabilir.
Açıklanan şu durum karşısında mahkemece yapılacak iş, az yukarda açıklanan sorumluluk ilke ve esasları dahilinde davalı doktorların tıbbın gerektirdiği hangi tedavi ve müdahale yöntemini veya yöntemlerini uygulamaları gerekirken, uygulamadıkları, tek tek her davalı doktor için ayrı ayrı olmak üzere saptanmalı, ölüm olayının uygulanmayan, ihmal edilen tıbbın gerektirdiği tedavi ve müdahalelerden ileri gelip gelmediği sonuçta davacılar desteğinin ölmesi olgusuyla davalılar doktorların eylemleri arasında bir illiyet bağı bulunup bulunmadığı, illiyet bağı mevcut ise her bir davalının bundaki kusur dereceleri ayrı ayrı belirlenmeli, konu tamamen teknik ve özel bilgiyi gerektirdiği için, mahkemece gerekli görüldüğü takdirde Sağlık Şurasından ek, değilse konusunda uzman bilirkişilerden oluşturulacak ayrı bir kurul marifetiyle gerekçeli, dayanaklarını gösterir, taraf ve Yargıtay denetimine elverişli, önceki raporları değerlendirip eleştirilen düşünce taşıyan rapor alınmalı, böylece hasıl olacak sonuca uygun olarak bir karar verilmelidir.
Mahkemenin az yukarda açıklanan hususları gözardı ederek somut olayın özelliğine uygun düşmeyen, gerekçeden yoksun, kendi içinde çelişkili Sağlık Şurası'nın raporunu esas alarak yazılı şekilde hüküm kurması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, temyiz olunan mahkeme kararının davalılar lehine BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 20.000.000 TL duruşma avukatlık parasının davacılardan alınarak davalılara ödenmesine, 25.05.2000 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy