(7201 S. K. m. 21, 23, 14)
Dava: Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davalılar avukatı tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı vekili avukat .... ile davacı vekili avukat ....ın gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra k için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı, davalıların murislerinin kardeşi olduğunu, muris ile bir kat karşılığı inşaat sözleşmesi adi ortaklığı kurduklarını, kendisinin yurt dışından gönderdiği paralarla murisin inşaat tamamladığını, ortaklığa 10 adet daire kalmasına rağmen ortağı olan kardeşinin vefatından sonra davalıların hissesini vermediklerini ileri sürerek 5 adet dairenin tapusunun adına tescilini, olmazsa dairelerin dava tarihindeki değerlerinin tespit edilerek bedellerine hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, oturumlara katılıp savunmada bulunmamışlardır.
Mahkemece, tescil talebinin reddine 5 dairenin dava tarihindeki değeri olan 45.000.000.000 TL.nın tahsiline k verilmiş; hüküm, davalılarca temyiz edilmiştir.
1-Dava dilekçesinin davalılara yapılan tebliğ mazbatası içeriğinden 7201 sayılı Kanunun 21. maddesi uygulanmak suretiyle tebliğ edilmek istediği anlaşılmaktadır. Anılan Kanunun 21. maddesine göre kendisine tebliğ yapılacak kimse gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden çekinirse, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti arasından birine veyahut
zabıta amir veya memuruna imza karşılığında teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine bildirir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih tebliğ tarihi sayılır. Tebligat Tüzüğünün 28. maddesinin 1. fıkrası uyarınca da tebliğ memurunun muhatabın adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel olan komşu kapıcı gibi kimselerden veya o yerin muhtar veya ihtiyar kurulu üyelerinden veyahut zabıta amir veya memurlarından soruşturularak vaki olacak beyanı tebliğ mazbatasına yazıp altını imzalatması gerekir. Bu yön özellikle Tebligat Kanununun 23. ve Tüzüğün 33. maddeleri hükmünde de ayrıca vurgulanmıştır. Dava dilekçesinin davalılara tebliğine ilişkin tebligat parçalarının arkalarındaki yazı incelendiğinde Adreste kimse bulunmaması üzerine muhtara tebliğ edildi. Komşu Süleymana haber verildi. Komşu imzadan imtina etti şeklinde bir açıklama yapılmakla yetinildiği ve bu açıklamanın altında muhtarın kaşe ve imzasının bulunduğu anlaşılmıştır. Ayrıca davalılardan Türkay dava tarihi itibariyle askerlik görevini ifa etmiş olmasına ve asker şahıslara tebligatın nasıl yapılacağı Tebligat Kanunun 14, Tebligat Tüzüğünün 19 ve 20 maddelerinde açıklanmış olmasına rağmen yasa ve tüzük hükümleri gözardı edilerek her üç davalıya da aynı adrese tebliğe çıkarılmış, böylece tebliğ işlemi kanun ve tüzük hükümlerine uygun olarak yapılmamıştır. Nitekim yukarıda açıklandığı üzere tüzükte belirtilen kimselerden gerekli soruşturmanın yapılıp yapılmadığı tebliğ mazbatasında da belirtilmemiş, en önemlisi komşulardan Süleyman'ın neden imzadan imtina ettiği hususu açıklanmamış ve böylece bütün yönler onamsız kalmıştır. Oysa Tüzüğün 28. maddesinin 1. fıkrası hükmünün aynen yerine getirilmesi halinde tebliğ memurunun gerçekten muhatabın evine gittiği ve fakat evinde bulunmadığı tevsik edilmiş olur. Öte yandan, durum tebliğ mazbatasına nedenleri ile birlikte açık bir şekilde yazılmadıkça komşulara haber vermenin olanaksız olduğu şeklinde bir yoruma gitmenin de; az yukarıda anılan yasa ve tüzük hükümlerinin niteliği ve gerçekleştirmek istediği amaca aykırılık oluşturacağı açıktır. O halde anılan yolda işlem yapılmış olmadıkça tebliğ memuru tarafından yapılan yazılı beyan onun mecerret sözünden ibaret kalır ve bu durumda Tebligat Kanununun 21. maddesinde öngörülen koşulla tevsik edilmiş sayılmayacağından ( madde 23/7 ) yapılan tebliğ işlemi hukuken geçersiz duruma düşer. Bu durumda geçersiz tebligat uyarınca da davalının savunma hakkının kısıtlandığının kabulü zorunludur. Mahkemece bu yönler gözardı edilerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bozma nedenidir.
2-Bozma nedenine göre davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kın 1. bentte açıklanan nedenle davalılar yararına BOZULMASINA, 2. bentte açıklanan nedenle davalıların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin harcın istek halinde iadesine, 65.000.000 lira duruşma avukatlık parasının davacıdan alınarak davalılara ödenmesine, 6.11.2001 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy