(2762 S. K. m. 27)
Dava: Taraflar arasındaki taviz bedeli davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü.
Karar: Davacılar, maliki oldukları 61 parsel sayılı taşınmazın satış işlemleri sırasında, tapu kaydındaki vakıf şerhi nedeniyle ve davalının isteği üzerine taviz bedeli ödemek zorunda kaldıklarını, şerhe konu Mihrişah Valide Sultan Vakfının sahih nitelikte bulunmamamsı nedeniyle taviz bedeline tabi olmadığını ileri sürerek, taviz bedeli olarak haksız şekilde alınan 4.402.350.000 TL.nın tahsil tarihinden itibaren faizi ile birlikte davalıdan alınmasını istemiştir.
Davalı, taşınmazın Mihrişah Valide Sultan Vakfından İcareli olduğunu, bu vakfın sahih nitelikte bulunduğunu, esasen 4103 sayılı yasanın tüm vakıfları taviz bedeline tabi tuttuğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, 4.402.350.000 TL.nın ödeme tarihi olan 25.11.1999 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak, davacılara verilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu taşınmazın tapu kaydında, Mihrişah Valide sultan Vakfı şerhinin bulunduğu ve davalının buna dayanarak davacılardan taviz bedeli aldığı uyuşmazlık konusu değildir. Alınan 2.4.2001 tarihli bilirkişi raporunda, tapudaki kaydında yer alan Mihrişah sultan Vakfı ibaresinden dava konusu taşınmazın vakfedenin özel mülkinden tahsis edilen arazi türünden olduğu, bu bakımdan sahih bir vakıf nedeniyle taviz bedeline bağlı bulunduğu yolunda görüş bildirilmiş, mahkemece bu rapora itibar edilmemiş ve itibar edilmemesinin gerekçesi de açıklanmamıştır. Hemen belirtelim ki, dairemizin sapma göstermeyen kararlarında ve öğretide kabulü edildiği üzere, davalı idarenin taviz bedeli isteyebilmesi, ilgili vakfın sahih vakıflardan olması koşuluna bağlıdır. Gayri sahih vakıflar yönünden taviz bedeli isteminin hukuksal dayanağı bulunmaktadır. Davalının dayandığı 4103 sayılı kanunda gayri sahih nitelikteki vakıflar yönünden uygulanabilir nitelikte değildir. Hal böyle olunca, öncelikle taşınmazın tapu kaydında şerhi bulunan vakfın sahih nitelikte bulunup bulunmadığının saptanması zorunludur. Mahkemece bu yönde bir bilirkişi incelemesi yaptırılmış ise de, düzenlenen 10.4.2001 tarihli bilirkişi raporunda varılan sonucun gerekçe ve dayanakları tutarlı ve denetime elverişli bir biçimde ortaya konulmamıştır. Bu haliyle mahkemenin hükmüne esas aldığı bilirkişi raporu hükme yeterli bulunmamaktadır. Mahkemece yapılacak iş, bu konuda uzmanlığı bulunan Üniversite Öğretim üyeleri arasında yeni bir bilirkişi seçilerek, vakıf senedi ile tapu kayıtların oluşumundan itibaren tedavülleri incelenmek ve varsa tarafların bu konudaki delil ve karşı delilleri de istenip, toplandıktan sonra, tümü birlikte değerlendirilmek suretiyle, anılan vakfın sahih vakıflardan olup olmadığının saptanması, sahih nitelikte ise, taviz bedeline tabi bulunduğu benimsenmek suretiyle davanın reddine değilse de şimdiki gibi istirdada karar verilmesinden ibarettir. Eksik incelemeyle yazılı şeklide karar verilmesi usule ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle davalı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 05.07.2001 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy