(743 S. K. m. 634) (818 S. K. m. 213)
Dava: Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün davalı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde taraflardan kimse gelmemiş olduğundan incelemenin evraklar üzerinde yapılmasına verildikten sonra için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak, dosya incelendi gereği düşünüldü.
Karar: Davacı, davalı ile kardeş olduklarını, aralarında yaptıkları anlaşmaya göre; davalıya ait taşınmaz üzerine iki ev yapacağını ve bunlardan birisinin kendisine, diğerinin davalıya ait olacağını ve davalının kendisine ait ev yaptığı yerin tapusunu devretmeyi kabul ettiğini binalar inşaat halindeyken davalının yapımı engelleyerek taşınmazı üçüncü şahsa sattığını, bu nedenle davalının sebepsiz zenginleştiğini ayrıca taşınmaz üzerinde bir kısım eşyalarının kaldığını belirterek bina bedelleri, işçilik ve eşya bedeli olarak toplam 5.000.000.000 Tlnın dava tarihinden yasal faizi ile davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı ise davacıya tapu devredeceğine dair bir vaadde bulunmadığını, davacının ihtiyacı olduğu için eski ahır yerine iki katlı ev yapmasına izin verdiğini, aralarında ihtilaf çıkınca inşaatı tamamlamadan gittiğini ve taşınmazdaki eşyalarını almasına engel olunmadığını belirterek davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece davanın kısmen kabulüne 4.072.128.000 Tl.nın dava tarihinden yasal faizi ile davalıdan alınmasına verilmiş hüküm davalı tarafça temyiz edilmiştir.
Taraflar arasındaki sözleşme kısmen mülkiyet aktarımına ilişkin olduğundan MK. 634, BK. 213 ve Tapu kanunu 26 maddeleri gereği geçersizdir. Geçersiz sözleşmede herkes aldığını iade ile mükelleftir. Dava konusunu oluşturan binalardan davacıya düşeceği kararlaştırılanın %40 oranında, davalıya düşmesi kararlaştırılan ise 1. katının davacı tarafından yapıldığı anlaşılmaktadır. Taşınmazın dava dışı üçüncü kişiye bu hak ile satılması sonucu davalının sebepsiz zenginleştiği tartışmasızdır. Davalının sebepsiz zenginleşmesi davacının yaptığı muhtesatlarla birlikte taşınmazın üçüncü kişiye sattığı 26.3.1998 tarihidir. Mahkemenin, dava tarihi itibariyle değer tespiti yapan bilirkişi raporuna dayanarak davanın kabulüne vermesi doğru değildir.
Mahkemece yapılacak iş, taşınmazın davalı tarafından 3. şahsa satış tarihindeki davacı tarafından yapılan muhdesatlarla satılması halindeki gerçek sürüm değeri ile, bu muhdesatlar olmaksızın yalın haliyle satılması halindeki gerçek sürüm değeri ayrı ayrı konusunda uzman bilirkişi veya kurulundan alınacak gerekçeli, dayanaklarını gösterir taraf mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli bir raporla belirlemek ve bu iki değer arasında fark oluştuğunda bunları birbirine oranlayarak bulunacak oranı, davalının 3. şahsa satarken belirlenen satış bedeline uygulayarak, davalının sebepsiz zenginleştiği miktarı tespit edip sonucuna uygun bir vermekten ibarettir.
Mahkemenin bu hususları göz ardı ederek yazılı şekilde vermesi usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün davalı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 30.10.2001 gününde oybirliği ile verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy