(7201 S. K. m. 21) (818 S. K. m. 248, 266)
Dava: Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı, davalı kiracının kendisine ait taşınmazda yangına sebebiyet verdiğini öne sürerek bu nedenle uğradığı 1.201.400.000 TL zararının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davaya yanıt vermemiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, 912.090.648 TL.nın yangın tarihi 5.9.2001 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiş, mahkemece temyiz isteminin süresinde yapılmadığından bahisle temyiz dilekçesinin reddine karar verilmiş; davalı bu karara karşı süresi içinde temyiz talebinde bulunmuştur.
1-Tebligat Kanunun 21. maddesi ve Tebligat Nizamnamesinin 28. maddesi gereğince, kendisine tebliğ yapılacak kimse ve tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz ise tebliğ memuru adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel olan komşu, kapıcı gibi kimselerden veya o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azalarından veyahut zabıta amir ve memurlarından tahkik ederek vaki olacak beyanı tebliğ mazbatasına yazıp altını imzalatması, beyanı yapan imzadan imtina ederse bu ciheti şerh ve kendi imzasıyla tasdik etmesi gereklidir. Mahkeme kararının davalıya bu şekle uygun olarak tebliğ edilmediği anlaşılmaktadır. Bu durumda kararın usulüne uygun olarak 1.8.2002 tarihinde tebliğ edildiğinden söz edilemez. Tebligat Kanunu hükümleri gereğince davalının usulsüz tebligatı öğrendiğini bildirdiği tarih tebliğ tarihi sayılacağından, temyiz talebinin süresinde yapıldığının kabulü ile mahkemenin temyiz takibinin reddine ilişkin 18.9.2002 tarihli kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir.
2-Davalının temyiz itirazlarına gelince; davacı, davalının kiracısı olduğu taşınmazda yangına sebebiyet verdiğini ileri sürerek uğradığı zararın ödetilmesini istemiştir. Davalı ise davaya cevap vermemek suretiyle akdi ilişkiyi inkar etmiştir. Mahkemece davalının kiracılık sıfatı kabul edilerek, kusursuzluğunu ispat edemediğinden bahisle dava kabul edilmiştir. Borçlar Kanunun 248 ve devamı maddeleri gereğince kira sözleşmesi yazılı şekle tabi tutulmamıştır. Başka bir anlatımla sözlü olarak yapılan kira sözleşmeleri de geçerlidir. Mahkemece öncelikle taraflar arasında yapılmış yazılı kira sözleşmesi mevcut ise ibrazının istenilmesi, buna karşı davalıdan diyeceklerinin sorulması, yazılı kira sözleşmesinin bulunmaması halinde ise akdi ilişkinin yasal delillerle kanıtlanması için davacıya imkan verilmesi, öte yandan davacının delil olarak ibraz ettiği tahliye taahhütnamesi de davalıya tebliğ edilerek, taahhütnamenin hangi taşınmaza ilişkin olduğu ve altındaki imzanın kendisine ait olup olmadığı konularında isticvabının yaptırılması gereklidir. Davalının kiracı olduğunun kanıtlanması halinde, Borçlar Kanunun 266. maddesi gereğince kiraladığı taşınmazı aldığı gibi iade etme mükellefiyetinin varlığı gözetilerek, tam kusursuzluğunu kanıtlamadığı sürece oluşan hasardan sorumlu olacağı kabul edilmelidir. Davalının tam kusursuzluğunu ispat yönünden delil olabilecek Asliye Ceza Mahkemesine ait, dosyada mevcut olan ilamın gerekçesi okunamamaktadır. Bu nedenle ilama ilişkin dava dosyası da getirtilip beraat kararının gerekçesi incelenmeli, az yukarıda açıklanan hususlar üzerinde durularak araştırma yapılmalı ve sonucuna göre karar verilmelidir. Mahkemece eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
Sonuç: Birinci bent gereğince temyiz isteminin reddine ilişkin 18.9.2002 tarihli mahkeme kararının kaldırılmasına, temyiz edilen hükmün 2. bentte açıklanan nedenlerle davalı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 14.4.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy