(818 S. K. m. 61)
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatı tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kâğıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekili avukat Remziye Kartal gelmiş diğer taraftan gelen olmadığından onun yokluğunda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: Davacı, 5.7.1993 tarihinde davalıdan satın aldığı 7329 ada 4 parsel numaralı taşınmazın dava dışı hazine tarafından aleyhine açılan dava sonucu Antalya 5.Asliye Hukuk Mahkemesinin 1996/833 esas ve 97/810 sayılı kararı ile tapusunun iptal edilip hazine adına tescil edildiğini değerinin en az 3.000.000.000TL. olduğunu bildirerek zararının tazminini talep etmiştir.
Davalı, kendisinin taşınmazı dava dışı 3.kişiden iyi niyetle satın aldığını, taşınmazın Orman tahdidi içindeyken makiye tevdid edildiğini satış bedelinin 2.000.000TL. olup istenen tazminatın fahiş olduğunu ileri sürerek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu taşınmazın 1946 yılında yapılan orman tahdidi sırasında orman tahdidi sınırları içerisinde kaldığı 1952 yılında yapılan maki tevdid çalışmalarında koruma makisi olduğu buna rağmen 1965 yılındaki tapulama çalışmaları sırasında davalının muris.i Halil adına tescil edildiği teselsül eden satışlarla davalıya geçip davalıdan da davacı tarafından satın alındığı ve hazine tarafından açılan dava sonucunda tapu kaydının iptal edildiği dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Ormanlar 3402 sayılı kadastro kanunun 16. maddesinde belirtile kamu mallarındandır. Dolayısıyla özel mülke konu teşkil etmezler.Yargıtay'ın öteden beri sapma göstermeyen kararlarına göre tescile tabi olmayan bir taşınmazın her nasıl ise tapuya tescil ederek hakkında sicil oluşturması bu yerin özde tescile tabi bulunmayan yerlerden olduğuna ilişkin hukuksal niteliğini değiştirmez. Hukuk Genel Kurulu 22.2.1990 gün 1989/1-700 esas 1990/1Ö1 karar ve 18.10.1989 gün 1989/1-419 E 1989/528 K) Olayda medeni kanunun 931.maddesinin uygulama olanağı da bulunmamaktadır. Az yukarıda açıklanan hükümler gözetildiğinde hiçbir kimse taşınmazın öncesinin kamu malı olduğunu bilmemesi dolayısıyla iyi niyetli olduğunu ileri süremez. Bu nedenle taşınmazın davacıya satıldığı tarihte onun özünde yatan özel mülke konu olan yerlerden olduğunu alan ve satan tarafların bilmesi yasa hükmü gereğidir. Kamu mallarının özel mülk olarak devir ve temlikleri hukuken sonuç doğurmaz. Başka bir anlatımla taraflar arasında yapılan taşınmaz ile ilgili sözleşme geçersiz olup, taraflar her hangi bir hak bahşetmez. Geçersiz satışlarda Dairemizin sapma göstermeyen kararlarında herkes aldığını aynı anda iade ile mükelleftir. Taşınmazın tapu kaydı hazine tarafından açılan dava sonucu iptal ettirildiğine göre davacının iade borcu ortadan kalkmıştır. Ne var ki davacı satış sırasında ödediği satış bedelini sebepsiz zenginleşme kurallarına göre davalıdan isteyebilir. Bunun kapsamının belirlenmesinde ise aşağıda belirtilen denkleştirici adalet kuralları gözden ırak tutulmaması gerekir.
Taraflar arasındaki satım sözleşmesine konu taşınmazın özel mülkiyete konu olamaması nedeniyle satış geçersizdir.O nedenle geçerli sözleşmelerde olduğu gibi taraflarına hak ve borç doğurmaz. Bu durumda taraflar verdiklerini haksız iktisap kuralları gereğince geri isteyebilirler.
Ne var ki hukuken geçersiz sözleşmeden kaynaklanan bu nitelikteki bir uyuşmazlığın haksız iktisap kurallarına göre çözümlenip tasfiye edilebilmesi için öncelikle haksız iktisabın kapsamını tespitteki ilke ve esasların açıklanmasında zaruret vardır.
Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder.
Bilindiği gibi ülkemizde yaşanan enflasyon uzun yıllar boyu yüksek oranlarda seyretmiş ve paramızın değeri (alım gücü) de bununla ters orantılı olarak devamlı düşmüştür. Belli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu bir gerçektir.
Bugüne kadar uygulanan kurallara göre geçersiz sözleşme gereğince alıcının akit tarihinde verdiği paranın aynı miktarda iadesine karar verilmesi gerçek hayatta büyük sarsıntılara,tutarsızlıklara, adalete karşı var olması gereken güvenin sarsılmasına neden olmuş kamu vicdanında haklı eleştiri konusu yapılmıştır. Hukuk kuralları, gerçek hayata uygun olduğu toplumun adalet ihtiyacına cevap verebildiği sürece hayatiyetini devam ettirip saygınlık sağlar ve hukuk kuralı olma özelliğini korur.O nedenle hukuk kuralları, görevli organlarca değiştirilince bu konuda yeni düzenlemeler yapılıncaya kadar zedelenmeden gerçek hayata çağın gereklerine uygun olarak yorumlanıp uygulanmalıdırlar. Bu görevin ise yargıya ait olduğunda duraksamaya yer yoktur. Nitekim gerek Yargıtay kararlarında ve gerekçe öğretide bu görüşe paralel düşünceler bulunmaktadır.
Akit öncesi sorumluluk kurallarının geçersiz sözleşmelerde de uygulanması gerektiği, geçersiz sözleşmelerden dolayı olumsuz zararın istenebileceği, bu zarar kapsamında kaçırılan fırsat karşılığının da bulunduğu, olumsuz zararın bazı özel durumlarda olumlu zarar kadar dahi olabileceği, M.K.nun 2. maddesine göre akdin geçersizliğinin ileri sürülemeyeceği hallerdeki zarar kavramları, hep bu zaruretin sonucu ortaya konulan düşünce ve uygulamalardır. Yargının asıl görevi toplumun huzurunu sağlamaktır. Bunun için uygulanması gereken kurallar, mevcut yasaların ışığında bu yasa hükümlerine aykırı düşmeyecek şekilde yorumlanıp uygulanmalıdır.
Hukuken geçersiz sözleşmeler, haksız iktisap kuralları uyarınca tasfiye edilirken, denkleştirici adalet kuralı hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir. Bu husus hakkaniyetin ve adaletin bir gereğidir. Bu bakımdan iadeye karar verilirken, satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi uygun olacaktır. Aksi takdirde kısmi iade durumu oluşacak, iade dışındaki zenginleşme iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacak, iade borçlularının iadede direnmelerine neden olacaktır.
Yukarıda açıklanan ilke ve esaslara göre mahkemece, taşınmazın davacıya satıldığı 5.7.1993 tarihinde davacının ödediği 2.000.000TL. satış bedelinin, davacı adına olan tapuyu iptal eden mahkeme kararının kesinleştiği 16.2.1998 tarihi itibariyle ulaştığı alım gücü, çeşitli ekonomik etkenlerin (enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın ve döviz kurlarındaki artış, maaş artışları vs. gibi) ortalamaları alınarak, açıklamalı, gerekçeli, taraf ve Yargıtay denetimine elverişli bilirkişi raporu alınarak belirlenmeli ve sonucuna uygun karar verilmelidir.Açıklanan bu hususlar göz ardı edilerek, yazılı şekilde hüküm
tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
Sonuç: Yukarda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 250.000.000 lira duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine 1.7 .2002 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy