(4721 S. K. m. 713, 723, 729, 1020) (743 S. K. m. 639, 649, 655, 928)
Dava: Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı, 1979 tarihinde satın aldığı taşınmaza dahil olduğunu sandığı yere ağaçlar dikip yetiştirdiğini, su kuyusu açtırdığını, zilyetliğinde olan taşınmazın davalı Hazine tarafından tescili sağlandıktan sonra diğer davalıya satıldığını öne sürerek, su kuyusu ve ağaçlar bedeli olan 3.000.000.000 TL.nin müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine, tapulama harici çalılık bırakılan yerin tescil davası sonucu adına tescil edildikten sonra diğer davalıya satıldığını bildirerek, yersiz olan davanın reddini dilemiştir.
Davalı Abdurrahim Menderes, hazineden satın aldığını savunmuştur.
Mahkemece kuyu ve ağaçlar bedeli toplam 2.485.030.000 TL.nin Hazineden tahsiline, diğer davalı yönünden davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Davacı, 1979 tarihinde tapulamaca 122 parsel olarak kendi bayii adına tescil edilen taşınmazı satın aldığını, davaya konu taşınmazında bu parsele dahil olduğu zannıyla kuyu açıp, ağaçlar yetiştirdiğini, daha sonra davalı Hazine tarafından açılan tescil davası sonucu o kesimin Hazine adına tescil edilip, diğer davalıya satıldığını ileri sürerek, kuyu ve ağaçların bedelinin sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca tahsilini istemiştir.
Davalı Hazine, davacının Kadastro çapına dayalı olarak taşınmaz satın aldığını, tapulama sırasında tapulama harici çalılık olarak bırakılan kısmın davacının çapı dışında olduğunu bilmesi gerektiğini, bu nedenle hak talep edemeyeceğini bildirerek, davanın reddini savunmuştur. Dava konusu taşınmazın tapulama sırasında tapulama dışı kaldığı dosyadaki belgelerden anlaşılmaktadır. Bu taşınmazın üzerindeki muhdesatın davacı tarafından dikilip yetiştirildiği ve kuyunun da davacı tarafından açıldığı ihtilafsızdır. Burada üzerinde durulması gereken konu, davacının muhdesatı dikerken ve kuyuyu açarken iyiniyetli olup olmamasıdır. Çapa dayalı alım satımlarda alıcının Kadastro çapı ile belirtilen taşınmaz bölümünü satın aldığı, onun dışında herhangi bir hak talep edemeyeceği öteden beri sapta göstermeyen Yargıtay kararları gereğidir. Bu nedenle M.K. 928. maddeden hareketle dava konusu taşınmazın, Kadastro çapı dışında tapulama dışı kalan yer olduğundan davacının iyiniyetin varlığından sözedilemez. Taşınmaz M.K. 639. maddesi gereğince hazine adına tescil edildiğinden davacının zilyetliğinin de hak dışında eylemli durumun olduğunun kabulü gerekir. Bu itibarla davacı M.K. 655. madde göndermesiyle aynı yasanın 649/2. maddesi gereğince asgari levazım bedelini isteyebilir. Gerek öğreti ve gerekse sapma göstermeyen uygulama ile asgari levazım değerinin tüm malzemenin işçilik ve bakım giderlerinin gözetilmeksizin, piyasadaki en düşük değerlerinden, yapım ve dikim yılı veya yıllarına göre yıpranma payı düşüldükten sonra elde edilerek miktar şeklinde hesaplanacağı da benimsenmiş bulunmaktadır. Mahkemenin hükme esas aldığı bilirkişi raporunda, davacının asgari levazım değerine ilişkin bir tespit olmadığı gibi sebepsiz zenginleşmeye ilişkin saptaması da yeterli değildir.
Mahkemece yetersiz bilirkişi raporu benimsenerek yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
Sonuç: Birinci bent gereğince diğer temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan nedenle temyiz olunan kararın davalı Hazine yararına BOZULMASINA, 23.5.2002 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy