(2004 S. K. m. 67) (818 S. K. m. 101) (1086 S. K. m. 438)
Dava: Taraflar arasındaki iptal davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı, davalıdan haricen bir daire satın aldığını, faydalı imalatlar yaptığını, davalının akitten döndüğünü, davalıya karşı ödediği paranın istirdadı ve faydalı imalat bedelinin tahsili için açtığı davada faydalı imalata ilişkin davasını müracaata bıraktığını, bu yöndeki davasının ilk davada açılmamış sayılmasına karar verildiğini, daha sonra faydalı imalat bedelinin tahsili amacıyla davalıya karşı icra takibinde bulunduğunu, davalının takibe itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptaline ve % 40 tazminatın tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, zamanaşımı süresinin dolduğunu, davacının taşınmazına yaptığı faydalı imalat bedelinin 500.000.000 TL civarında olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, bilirkişi raporu esas alınarak 1.007.000.000 TL asıl alacak ve 2.019.874.166 TL işlemiş faiz yönünden itirazın iptaline, alacak yargılamayı gerektirdiğinden inkar tazminatı isteğinin reddine karar verilmiş; hüküm, davacı ve davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1-) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-) Muaccel bir borcun borçlusu alacaklının ihtarı ile mütemerrid olur (B.K. 101/1). Davacı, davalıdan evvel davalıyı temerrüde düşürdüğünü ispat edememiştir. Konya 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2000/430 Esas sayılı dosyası ile davalıya karşı 11.5.1999 tarihinde açtığı faydalı imalat bedeline ilişkin davasının takip etmeyerek açılmamış sayılmasına neden olduğundan davalının bu davanın açıldığı tarihte temerrüde düştüğünün kabulüne olanak yoktur. Bu durumda davalının icra takip tarihi itibariyle temerrüde düştüğünün kabulü gerekir. Mahkemenin bu hususu göz ardı ederek davalıyı işlemiş faizden de sorumlu tutması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
3-) Davacının temyizine gelince;
İİK. nun 67/2 maddesi hükmünce icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının icra hakimliğine başvurmadan, alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması yasal koşullardandır. Burada borçlunun kötüniyetli itiraz etmiş bulunması da yasal koşullardan değildir. İcra inkar tazminatı, aleyhinde yapılan icra kovuşturmasına itiraz eden ve işin çabuk bitirilmesine engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır.
Bunlardan ayrı; alacağın likit ve belli olması gerekir. Daha geniş bir açıklama ile borçlu tarafından alacağın gerçek miktarı belli, sabit veya belirlenmek için bütün unsurlar bilinmekte veya bilinmesi gerekmekte, böylece borçlu tarafından tahkik ve tayin edilmesi mümkün nitelikte olması yeterlidir. Borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise, alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Alacağın muhakkak bir belgeye bağlı olması da şart değildir.
Açıklanan yasal kuralların ışığında takip konusu alacak değerlendirildiğinde icra-inkar tazminatına hükmedilmesi gerekir. Mahkemece yanlış değerlendirme sonucu, bu istemin reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden kararın düzeltilerek onanması HUMK. nun 438/7 maddesi hükmü gereğidir.
Sonuç: Yukarıda birinci bentte belirtilen nedenle davalının diğer temyiz itirazlarının reddine, temyiz olunan kararın ikinci bentte belirtilen nedenle davalı yararına, üçüncü bentte belirtilen nedenle davacı yararına BOZULMASINA, 17.09.2002 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy