(1086 S. K. m. 63)
Dava : Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, davalıya ait taşınmazı 1.7.2000 başlangıç tarihli ve aylık 2000 dolar bedeli kira sözleşmesi ile kiraladığını, akabinde 2001 yılı Mart ayından itibaren aylık kiranın 1600 dolar olarak ödenmesi hususunda şifaen anlaştıklarını, ancak davalının Mart-Ekim 2001 ayları kira farkı olarak aylık 400 dolar üzerinden ve Kasım 2001 ayı kirası olarak da 2000 dolar üzerinden icra takibi yaptığını, Kasım ayından 20 günlük kira borcu olan 1067 doların verdiği 3000 dolar depozitodan mahsubu sonucu 1933 dolar davacıdan alacaklı olduğunu ileri sürerek davalıya borçlu olmadığının tespitini istemiştir.
Davalı, davacının iddia ettiği gibi bir anlaşma olmadığını savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davalı vekilinin vekaletnamesindeki özel yetkiye dayanarak davacı tarafından teklif edilen yemini reddettiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Vekilin müvekkili adına yapacağı bazı işlem ve beyanların hukuki sonuç doğurması ve müvekkili bağlayıcı olması için kendisine verilmiş dava vekaletnamesinde bu hususlarda özel yetkisinin bulunması gerekir. Müvekkile teklif edilen yemini kabulü veya reddine dair yetkide bu tür özel yetkiyi gerektiren hallerdendir. Bu konuyu düzenleyen HUMK.nun 63. maddesinin son cümlesiyle diğer özel yetkiyi gerektiren hallerden farklı olarak "yeminin kabul veya reddini selahiyet ancak yemin edecek kimse tarafından yemin teklif olunan meseleye ittila kesbettikten sonra verilebilir" hükmü getirilmiştir. Bu hüküm nedeniyle salt özel yetkinin verilmiş olması yeterli görülmemekte, ayrıca bu yetkinin yemin teklif olunan konuyu müvekkilin bilmesinden sonra verilmiş olması şartı aranmaktadır. Öyle ise; hangi konuda yemin teklif edildiği, teklif edilip edilmeyeceği bilinmeden müvekkil tarafından verilen özel yetki HUMK.nun 63. maddesi hükmüne uygun olarak verilmiş bir yetki olarak kabul edilemez. Vekil buna rağmen bu yetkisine dayanarak yemini kabul veya ret hususunda beyanda bulunursa, bu beyan yetkisiz vekil beyanı olarak benimsenip, müvekkilin onayı veya vekilden müvekkilini bilgilendirip yeniden bu konuda yetki alması istenmelidir. Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında, iddiasını yasal delilerle ispat edemeyen davacının 20.5.2003 günlü oturumda davalıya yemin teklif ettiği, aynı oturumda davalıyı temsilen yargılamada bulunan avukatın teklif edilen yemini kabul etmediklerini beyan ettiği, daha sonra davalı asil 11.6.2003 günlü dilekçesi ile yemini kabul ettiğini bildirmesine rağmen mahkemenin davalı vekilinin bu beyana itibar ederek temyize konu hükmü tesis ettiği anlaşılmaktadır. Her ne kadar vekilin vekaletnamesinde teklif edilen yemini kabul veya redde dair özel yetkisi var ise de; müvekkilin, davadan önce düzenlenen böyle bir vekaletnameyle yemin konusunu bilerek özel yetki verdiğinin kabulü mümkün olmadığı gibi bildiğine ve onay verdiğine dairde dosyada her hangi bir bilgi bulunmamaktadır. Bu durumda, yetkisiz vekilin beyanına itibar edilerek hüküm verilemez. Mahkemece yapılacak iş, yemini kabul ettiğini bildiren davalı asıla yemin davetiye tebliğ edilerek hasıl olacak sonuca uygun bir karar vermekten ibarettir. Mahkemenin açıklanan bu hususları gözardı ederek yazılı şekilde karar vermesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle; temyiz olunan hükmün davalı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 08.03.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy