(818 S. K. m. 48, 110) (2004 S. K. m. 67)
Dava: Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatı tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekili avukat Gülendam Atabay gelmiş davalı taraftan gelen olmadığından onun yokluğunda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı, davalı ile birlikte dava dışı Sadettin E.'nin bankadan çektiği kredi borcunun kefili olduklarını, asıl borçlunun borcunu ödemediğini, dava dışı bankanın kendilerine ihtarname gönderip, icra tehdidinde bulunduğunu, kefili oldukları Sadettin'in borcu nedeniyle bankaya 1.274.631.200 TL. ödediğini, davalının da aynı borç nedeniyle 193.387.019 TL. ödemesi nedeniyle gerekli mahsubu yaptıktan sonra fazla ödediği paranın yarısının tahsili amacı ile davalıya karşı icra takibi başlattığını davalının takibe itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptaline %40 tazminatın tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davalının davaya konu sözleşmeyi kefil olarak değil, asıl borçlunun garantörü olarak imzaladığı gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın kaynağını teşkil eden "Electron Mavikart Kredili Mevduat Hesabı Taahhütnamesi" başlıklı sözleşme ile kredi kartı hamili olan müşteriye belli limitler çerçevesinde kredi açılarak, bu kredinin ATM ve POS cihazları aracılığı ile kullandırma amacı güdülmektedir. Bu sözleşmenin birinci maddesinde kart hamiline tahsis edilen kredi limiti 750.000.000 TL. olarak belirlenmiştir. Sözleşmenin diğer hükümlerinde ise, teknik açıklamalardan sonra müşterinin kullandığı krediyi geri ödeme koşul ve temerrüdün sonuçları belirlendikten sonra sözleşmenin taraflarınca imzalandığı ve aynı sözleşmenin hemen altında "Garanti Şerhi" adı altında asıl sözleşmeye yollama yapılarak "bu sözleşmede yer alan hükümlere göre Electron Mavikart Hamilinin yükümlülüklerini doğmuş ve doğacak tüm borçlarını garanti ettiğinden, bu kredi sözleşmesinde belirtilen limitlerin bankaca tek taraflı olarak veya hamilinin talebi üzerine tespiti ve artırılması veya kart türünün değiştirilmesi ve kartın yenilenmesi, Electron Mavikartın kaybedilmesi, çalınması, şifrenin deşifre edilmesi hallerinde doğacak borçlarda dahil olmak üzere bankaca ödenmesi istenecek meblağları her hangi bir limite bağlı olmaksızın, protesto çekmeye, hüküm elde etmeye ve kart hamilinin rızasını almaya gerek olmaksızın, bankanızın ilke yazılı talebi üzerine talep tarihinden ödeme gününe kadar geçecek günlere ait bankanın uyguladığı en yüksek cari kredi faiz oranına ... puan ilavesiyle hesaplanacak faiz, komisyon, BSMV, KKDF ve diğer her türlü yasal kesintiler ile masrafları birlikte ödemeyi gayrı kabili rücu olarak kabul ederim" denilerek, garanti veren sıfatıyla limitle sınırlı olmaksızın bu kartın kullanılmasından doğacak tüm borçların ödenmesi taahhüt altına alındığı ve bu matbu beyanın altını davalının imzaladığı anlaşılmaktadır. Davalının imzaladığı "Garanti Şerhi" beyanı ve bu beyanda kullanılan sözcük ve deyimler ilk bakışta her ne kadar bir garanti aktinin oluştuğu intibaını bırakıyor ise de sadece bu deyim ve sözcüklere dayanılarak sözleşmenin niteliğini belirlemek doğru olmaz. Nitekim, 11.6.1969 gün ve 4/6 sayılı Yargıtay İBK'da da Banka Teminat Mektuplarında kullanılan "kefalet" sözcüğünün kefillik amacını gütmediği vurgulanmıştır.
Davaya konu olayda davalının "garanti beyanı kredi kartı sözleşmesinin hemen altına alınmış ve bu beyanın başlangıcında da kredi sözleşmesine yollama yapılarak bu sözleşmeden doğan ve doğacak borçlar için davalının asıl borçluya teminaten anılan belgeyi imzalamış olduğu belirtilmiştir. Hal böyle olunca davalının garanti beyanının asli unsur olmaktan çıktığının ve feri nitelikte olan kefalet amacıyla verildiğinin kabulü gerekir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 4.7.2001 tarih ve 2001/19-534 sayılı kararı da bu yöndedir. Kaldı ki sözleşmenin tarafı olan dava dışı bankanın davalıya karşı aynı sözleşmeye dayanarak İzmir 3.Sulh Hukuk Mahkemesinde açtığı dava sonunda anılan mahkeme 2000/1039-1552 sayılı ilamıyla davalının bu sözleşmeyi kefil sıfatıyla imzaladığını kabul etmiş, mahkeme hükmü bu haliyle kesinleşmiştir. Kesinleşen bu hüküm karşısında davalı artık bu sözleşmeyi kefil sıfatıyla imzalamadığını ileri süremez. Davada dayanılan sözleşmede borç limiti 750.000.000 TL. olarak belirlenmiş olduğundan sözleşmenin geçersiz olduğu da kabul edilemez.
Bu durumda mahkemece işin esası incelenip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddedilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 275.000.000 lira duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, 11.11.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy