(2004 S. K. m. 72) (1086 S. K. m. 290, 292)
Dava: Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatı tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı ve vekili avukat Vadi Dalkılıç gelmiş diğer taraftan kimse gelmemiş olduğundan onun yokluğunda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı; trafikte davalı adına tescilli aracı davalıdan satın aldığını bedelin bir kısmını ödediğini, kalan 4800 DM.lik kısım için 18.1.2001 tanzim 30.4.2001 vade tarihli senet verdiğini, bunun ötesinde güvence olması nedeniyle aynı araç üzerine rehin şerhi konduğunu, vadesi gelince bedelini ödeyip senedi davalıdan aldığı halde satıcının rehin şerhini kaldırmayarak ödediği miktarı tekrar tahsil etmek istediğini ileri sürerek, borçlu olmadığının tesptini istemiştir. Davalı rehin sözleşmesinde belirtilen borcun ödenmediğini, 18.1.2001 tarihinde senedin düzenlenip kendisine verildiğini, ne var ki, bir gün sonra yani 19.1.2001 tarihinde rehin sözleşmesi düzenlenmesi nedeniyle senedi bedelini almadan iade ettiğini, senedin iade edilmemesi halinde bu hususun rehin sözleşmesinde açıklanması gerekeceğinden bahisle davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
64 KL 138 plakalı minibüsün davalı tarafından davacıya satıldığı ve resmi devrinin yapıldığı dosyadaki kati satış sözleşmesinden anlaşılmaktadır. Taraflar arasında haricen düzenlenen araç alım satım sözleşmesinde borcun bir kısmının ödendiği bakiye 4800 Alman Markının ise aracın trafik devri sırasında ödenmediği uyuşmazlık konusu değildir. Taraflar arasında düzenlenen 18.1.2001 tarihli harici alım satım sözleşmesinde alıcı İzzet Sayar tarafından satıcı Ramazan Ö.'e 18.1.2001 tanzim ve 30.9.2001 vade tarihli 4800 Alman Mark bedelli senedin verildiği açık ve belirgindir. 18.1.2001 tarihli sözleşmede aracın noterden satımının 19.1.2001 tarihinde yapılacağı ve araç üzerine 30.4.2001 tarihinde ödenecek senede mukabil 4800 Alman Markı karşılığı rehin şerhi konulacağı; 30.4.2001 tarihinde 4800 Alman Markının mark olarak aynen ödeneceği, ödenmediği takdirde rehnin paraya çevrilmesi talep edilebileceği kararlaştırılmıştır. Davacı işte bu sözleşmeye dayanarak davalıya verdiği 4800 marklık senet bedelini ödeyerek senedi aldığını ne var ki davalının rehin şerhini kaldırmayarak aynı bedeli 2.kez tahsil etmek istediğinden iş bu davayı açmıştır. Davalı ise, senedin davacı tarafından düzenlenip kendisine verildiğini ne var ki bir gün sonra kati satış sırasında rehin şerhinin konulması üzerine senedi bedelini almadan iade ettiğini ileri sürmüştür. Uyuşmazlık ta bu noktadan kaynaklanmaktadır. Az yukarıda açıklanan harici alım satım sözleşmesinde 4800 mark bedelli senedin davalıya verildiği açık olup, 30.4.2001 tarihinde ödenecek bu senedin yanında ayrıca davacıya satılan araca rehin şerhi konulduğu tartışmasızdır. HUMK.nun 290. maddesine göre senede karşı defi olarak ileri sürülen hukuki işlemlerin tanıkla ispatına olanak bulunmamaktadır. Oysa, yerel mahkeme anılan senedi yazılı beyyine başlangıcı saymak suretiyle tanık dinlemiş ve bu tanık ifadelerine dayanılarak hüküm kurmuşsa da, dosyada yer alan senet HUMK.nun 292. maddesinde tanımı yapılan yazılı beyyine başlangıcı dışında kaldığından bu yöndeki niteleme ve senede karşı tanık dinlenilmesi yasanın açıklanan maddesine de aykırıdır. Taraflar arasındaki harici alım satım sözleşmesinde kalan borç için davacı tarafından davalıya hem senet verildiği hem de bu senedin yanında rehin şerhi konulduğunu senet bedelinin 30.4.2001 tarihinde ödenmesi halinde ise rehin şerhinin kaldırılacağı kararlaştırıldığına göre, yazılı olan bu sözleşmenin aksinin ancak yazılı belge ile kanıtlanması gerekir. Senet alıcı durumundaki davacı tarafından kalan borcuna karşılık davalıya verildiğine ve bu suretle senedi elinde bulunduran satıcı davalının her hangi bir açıklama yaptırmadan senedi keşideci olan davacıya iade ettiğine göre senet bedellinin keşidecisi tarafından ödendiğinin kabulü zorunlu hale gelmiştir. Davalı her ne kadar senedi bedelsiz olarak rehin şerhi olması nedeniyle iade ettiğini ileri sürmüşse de, harici alım satım sözleşmesindeki kararlaştırmanın aksine senet bedelini almadan senedi iade ettiğini yazılı delillerle kanıtlayamamıştır. Şu hale göre, davalı tarafından iade edilen senedin bedelinin ödendiğinin kabulü ile eldeki menfi tespit davasının kabulüne karar verilmesi gerekirken, reddi usul ve yasaya aykırı olup, hükmün bozulmasını gerektirir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 275.000.000 lira duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, 3.10.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy