(4721 S. K. m. 706) (818 S. K. m. 213) (2644 S. K. m. 26)
Dava: Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı avukatı Gökhan Yardımcı gelmiş diğer taraftan gelen olmadığından onun yokluğunda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı, davalıdan haricen satın alınan daire karşılığı ödenen bedellerin iade edilmediğini icra takibine de itiraz edildiğini ileri sürerek itirazın iptali ile inkar tazminatını dilemiştir.
Davalı daireyi haricen satıp bedelini aldıklarını ancak o tarihten beri dairenin davacı tarafça kullanıldığını savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece harici sözleşmenin feshinin istenmemiş olduğuna dayanılarak davanın reddine karar verilmiş hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar arasında düzenlenen 5.11.1996 tarihli harici sözleşme ile davalı adına kayıtlı taşınmaza yapılan binanın 5. katındaki kaçak katın davacıya satışının yapıldığı ve bedelinin alındığı tartışmasızdır. Tapu taşınmazın satışına ilişkin sözleşme resmi şekilde yapılmadığı için MK. eski 634 madde yeni 706 maddesi, BK 213, Tapu Kanunun 26 ve Noterlik Kanunu 60. maddeleri gereği hukuken geçersizdir. O nedenle geçerli sözleşmelerde olduğu gibi, taraflarına hak ve borç doğurmaz. Bu durumda taraflar verdiklerini haksız iktisap kuralları gereğince geri isteyebilir.
Ne var ki, hukuken geçersiz sözleşmeden kaynaklanan bu nitelikteki bir uyuşmazlığın haksız iktisap kurallarına göre çözümlenip tasfiye edilebilmesi için öncelikle haksız iktisabın kapsamını tespitteki ilke ve esasların açıklanmasında zaruret vardır.
Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi "denkleştirici adalet" düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder.
Bilindiği gibi ülkemizde yaşanan enflasyon uzun yıllar boyu yüksek oranlarda seyretmiş ve paramızın değeri ( alım gücü ) de bununla ters orantılı olarak devamlı düşmüştür. Belli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu bir gerçektir.
Bu güne kadar uygulanan kurallara göre geçersiz sözleşme gereğince alıcının akit tarihinde verdiği paranın aynı miktarda iadesine karar verilmesi, gerçek hayatta büyük sarsıntılara, tutarsızlıklara, adalete karşı var olması gereken güvenin sarsılmasına neden olmuş, kamu vicdanında haklı eleştiri konusu yapılmıştır. Hukuk kuralları, gerçek hayata uygun olduğu, toplumun adalet ihtiyacına cevap verebildiği sürece hayatiyetini devam ettirip saygınlık sağlar ve hukuk kuralı olma özelliğini korur. O nedenle hukuk kuralları, görevli organlarca değiştirilince bu konuda yeni düzenlemeler yapılıncaya kadar zedelenmeden gerçek hayata uygun olarak yorumlanıp uygulanmalıdırlar. Bu görevin ise yargıya ait olduğunda duraksamaya yer yoktur. Nitekim gerek Yargıtay kararlarında ve gerekçe öğretide bu görüşe paralel düşünceler bulunmaktadır.
Akit öncesi sorumluluk kurallarının geçersiz sözleşmelerde de uygulanması gerektiği, geçersiz sözleşmelerden dolayı olumsuz zararın istenebileceği, bu zarar kapsamında kaçırılan fırsat karşılığının da bulunduğu, olumsuz zararın bazı özel durumlarda olumlu zarar kadar dahi olabileceği, MK.nun 2. maddesine göre akdin geçersizliğinin ileri sürülemeyeceği hallerdeki zarar kavramları, hep bu zaruretin sonucu ortaya konulan düşünce ve uygulamalardır. Yargının asıl görevi toplumun huzurunu sağlamaktır. Bunun için uygulanması gereken kurallar, mevcut yasaların ışığında bu yasa hükümlerine aykırı düşmeyecek şekilde yorumlanıp uygulanmalıdır.
Hukuken geçersiz sözleşmeler, haksız iktisap kuralları uyarınca tasfiye edilirken, denkleştirici adalet kuralı hiçbir zaman gözardı edilmemelidir. Bu husus hakkaniyetin ve adaletin bir gereğidir. Bu bakımdan iadeye karar verilirken, satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi uygun olacaktır. Aksi takdirde kısmi iade durumu oluşacak, iade dışındaki zenginleşme iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacak, iade borçlularının direnmelerine neden olacaktır.
Tüm bu açıklamaların ışığı altında somut olaya bakıldığında 5.11.1996 tarihinde haricen satılıp teslim edildiği ve bedelinin de ödendiği sabittir. Bu para davalının mal varlığına ödeme tarihindeki alım gücü itibari ile girip kalmıştır. Davacı belediye encümenince kaçak katın yıkımına karar verildiğini öğrendiklerini taşınmazı tahliye etmelerine rağmen bedelin kendilerine ödenmediğini ileri sürmektedir. İadenin kapsamını belirlemede geçersiz sözleşmenin artık ifa edilemeyeceğinin öğrenildiği tarih önem taşımaktadır. İade hakkını kullanmakta geciken alacaklı da kendi kusuru ile artan zararını iade borçlusundan isteyemez. Bu durumda mahkemece satım bedellerinin ödeme tarihleri belirlenip bunların davacı tarafça edimin ifa edilemeyeceğinin öğrenildiği tarihin saptanarak yapılan ödemelerin bu tarih itibari ulaşacağı alım gücünün ( enflasyon Tüketici Eşya Fiyat endeksi, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar vs ) ortalamaları alınmak suretiyle bulunması gerekmektedir. Mahkemece az yukarıda açkılanan hususlar ışığında bilirkişiden rapor alınıp sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı temyiz edilen hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 400 YTL. Lira duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, 17.2.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy