(4721 S. K. m. 2, 706) (818 S. K. m. 213) (2644 S. K. m. 26)
Dava: Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı Yusuf Güngör avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşuldu düşünüldü:
Karar: Davacılar, davalı ile aralarında düzenlenen 26.11.1984 tarihli harici sözleşme ile tapuda kain 698 parsel sayılı taşınmazdaki 2/3 hisse ile 721 parseldeki ¼ hissesini satın aldıklarını, taşınmazın zilyedliğinin de teslim edildiğini, satış bedelini ödediklerini, ancak davalının taşınmazı 3. şahsa sattığını bu nedenle zarara uğradıklarını ileri sürerek 300.000.000 TL.nin faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı, davaya cevap vermemiş, yargılama aşamasında öldüğünden mirasçıları davaya dahil edilmiş, dahili davalılarda davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece Yusuf Güngör'ün davasının kısmen kabulü ile 133.851.968 TL.nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Sami Güngör'ün açmış olduğu davanın HUMK.nun 409/5-6 maddesi gereğince açılmamış sayılmasına karar verilmiş; hüküm, davacı Yusuf Güngör tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar arasındaki satım sözleşmesine konu taşınmazın tapulu olduğu yönünde bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Tapulu taşınmazın satışına ilişkin sözleşme resmi biçimde yapılmadığından hukuken geçersizdir. ( EMK.634 yeni MK. 706, BK. 213, Tapu Kn. 26 ve Noterlik Kn. 60. md.leri ) O nedenle geçerli sözleşmelerde olduğu gibi, taraflarına hak ve borç doğurmaz. Bu durumda, taraflar verdiklerini haksız iktisap kuralları gereğince geri isteyebilirler.
Ne var ki hukuken geçersiz sözleşmeden kaynaklanan bu nitelikteki bir uyuşmazlığın haksız iktisap kurallarına göre çözümlenip tasfiye edilebilmesi için öncelikle haksız iktisabın kapsamını tespitteki ilke ve esasların açıklanmasında zaruret vardır.
Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder.
Bilindiği gibi ülkemizde yaşanan enflasyon uzun yıllar boyu yüksek oranlarda seyretmiş ve paramızın değeri ( alım gücü ) de bununla ters orantılı olarak devamlı düşmüştür. Belli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu bir gerçektir.
Bu güne kadar uygulanan kurallara göre geçersiz sözleşme gereğince alıcının akit tarihinde verdiği paranın aynı miktarda iadesine karar verilmesi, gerçek hayatta büyük sarsıntılara, tutarsızlıklara, adalete karşı var olması gereken güvenin sarsılmasına neden olmuş, kamu vicdanında haklı eleştiri konusu yapılmıştır. Hukuk kuralları, gerçek hayata uygun olduğu, toplumun adalet ihtiyacına cevap verebildiği sürece hayatiyetini devam ettirip saygınlık sağlar ve hukuk kuralı olma özelliğini korur. O nedenle hukuk kuralları, görevli organlarca değiştirilince bu konuda yeni düzenlemeler yapılıncaya kadar zedelenmeden gerçek hayata çağın gereklerine uygun olarak yorumlanıp uygulanmalıdırlar. Bu görevin ise yargıya ait olduğunda duraksamaya yer yoktur. Nitekim gerek Yargıtay kararlarında ve gerekçe öğretide bu görüşe paralel düşünceler bulunmaktadır.
Akit öncesi sorumluluk kurallarının geçersiz sözleşmelerde de uygulanması gerektiği, geçersiz sözleşmelerden dolayı olumsuz zararın istenebileceği, bu zarar kapsamında kaçırılan fırsat karşılığının da bulunduğu, olumsuz zararın bazı özel durumlarda olumlu zarar kadar dahi olabileceği, MK.nun 2. maddesine göre akdin geçersizliğinin ileri sürülemeyeceği hallerdeki zarar kavramları, hep bu zaruretin sonucu ortaya konulan düşünce ve uygulamalardır. Yargının asıl görevi toplumun huzurunu sağlamaktır. Bunun için uygulanması gereken kurallar, mevcut yasaların ışığında bu yasa hükümlerine aykırı düşmeyecek şekilde yorumlanıp uygulanmalıdır.
Hukuken geçersiz sözleşmeler, haksız iktisap kuralları uyarınca tasfiye edilirken, denkleştirici adalet kuralı hiçbir zaman gözardı edilmemelidir. Bu husus hakkaniyetin ve adaletin bir gereğidir. Bu bakımdan iadeye karar verilirken, satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi uygun olacaktır. Aksi takdirde kısmi iade durumu oluşacak, iade dışındaki zenginleşme iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacak, iade borçlularının iadede direnmelerine neden olacaktır.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında davalı 26.11.1984 tarihli "gayrimenkul satış Devir Teslim ve Zilyetliğin iadesidir. " Başlıklı haricen düzenlenen sözleşme ile dava konusu edilen Kayseri İli, Tomarza İlçesi Puzatlı köyüne ait 698 ve 721 parsel sayılı taşınmazlar ile dava konusu edilmeyen sözleşmede yazılı olan diğer parsellerdeki hissesinin, davacılara 22 ayar 1 kilo altın karşılığı, 5.000.000 TL.na satılıp zilyetliğinin devredildiği, taşınmazların alıcısına verilmediği veya geri alındığı takdirde 1 Kg. altının aynen iade edileceğinin kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır. Bu satış bedeli satış tarihindeki alım gücü ile davalının mal varlığına girip kalmıştır. Harici satım sözleşmesinde, tapunun hangi tarihte verileceği konusunda bir açıklık bulunmamaktadır. Diğer yandan iadenin kapsamını belirlemede geçersiz sözleşmenin artık ifa edilemeyeceğini öğrenildiği tarih önem arzeder. İade hakkını kullanmakta geciken alacaklı kendi kusuru ile artan zarara katlanmak zorundadır.
Bu durumda mahkemece yapılacak iş; 26.11.1984 tarihli harici satım sözleşmesindeki tüm parsellerin toplam satış bedeli 22 ayar 1 Kg. altından dava konusu edilen 698 ve 721 parsel sayılı taşınmazlara anılan tarihte tekabül eden miktar bulunarak akdin ifasının imkansız hale geldiği taşınmazların 3.şahsa satış tarihi olan 15.11.1996 tarihindeki altın olarak değeri bu konuda uzman bilirkişi veya kurulundan açıklayıcı, taraf, hakim ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak belirlenmeli, bu yolla belirlenecek miktara istemle de bağlı kalınarak hükmedilmelidir.
Mahkemece, delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenle temyiz olunan kararın davacı Yusuf Güngör lehine BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 27.1.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy