(4822 S. K. Geç. m. 1) (818 S. K. m. 101)
Dava: Meral Karaman vekili avukat Murat Cangül ile T. Vakıflar Bankası TAO Genel Müdürlüğü vekili avukat Günaç Başaran aralarındaki dava hakkında Ankara 2. Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 11.3.2004 tarih ve 277-76 sayılı hükmün Dairenin 29.6.2004 tarih ve 9528-10263 sayılı ilamiyle onanmasına karar verilmişti. Süresi içinde davalı avukatı tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşuldu.
Karar: Davacı, davalı Bankadan aldığı kredi kartının kullanımı sonucu, bankaya olan borcunu ödeyemediğini, hakkında icra takibi yapıldığını, 4822 sayılı yasadan faydalanmak istediğini bildirip, davalıya olan gerçek borcunun tespitini istemiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuş davanın kabulüne dair mahkeme kararı Dairemizce onanmıştır.
Davalı bu kez, karar düzeltme talebinde bulunmuştur.
Dava, davacının davalı bankadan aldığı kredi kartının kullanımından doğan borçlarını ödeyememesi nedeniyle, 4077 sayılı yasada değişiklik yapılmasına dair 4822 sayılı yasanın geçici 1. maddesinden faydalanması için açılmıştır. 4822 sayılı yasanın geçici 1. maddesinden faydalanabilmek için, her şeyden önce borcun kredi veren ile kredi kullanan tüketici arasında kredi kartı sözleşmesinin düzenlenmesi ve bu sözleşmeye dayanılarak verilen kredi kartı ile kredi müşterisinin alışveriş yapması ve nakit para çekmesinden kaynaklanmalıdır. Ayrıca kredi kartını kullanan tüketicinin, bu yasanın yayınlanmasından önce temerrüde düşmesi, ödenmeyen kredi kartı borcu nedeniyle hakkında icra takibi aşamasına gelinmesi veya icra takibi yapılması ve yasanın yayınlandığı tarihten itibaren 30 gün içinde kredi kartı veren kuruluşa yazılı başvurusunun bulunması gerekir.
Yasanın uygulamasında öncelikle temerrüt tarihinin belirlenmesi önemlidir. Kural olarak Borçlar Kanununun 101. maddesine göre, kesin vadeli sözleşmelerde temerrüt tarihi sözleşmede belirtilen günün hitamı ile gerçekleşir. Banka tarafından gönderilen son hesap özetinde ödeme günü belirtilmekte ise de, bu ödeme gününde borcun tamamı değil belli bir kısmının ödenmesi gerektiği bildirildiğinden, borcun tamamının ödenmesi gerektiği bildirilmediğinden, kredi kartı borçları, Borçlar Kanununun 101/2. maddesinde öngörülen, miktarı önceden belli olan kesin vadeli borç niteliğinde değildir. Bu nedenle kredi kartı borçlarında temerrüt tarihi bakımından, anılan maddenin uygulanması mümkün değildir. Kredi kartının bu özelliği nedeniyle, borçlunun temerrüdü, banka tarafından akdi ilişkinin sona erdirilip hesap kat edildikten sonra, borçluya gönderilen ihtarnamenin tebliğinden veya ihtarnamede ödeme için süre verilmiş ise, bu sürenin bitiminden itibaren oluşur. Banka tarafından kredi borçlusuna ihtarname gönderilmemiş ise, kredi borçlusunun gönderilen son hesap ekstresinde belirtilen tarihte istenen asgari miktarı ödememesi nedeniyle, bu tarih itibariyle ödenmeyen kredi kartı borcu icra takibi aşamasına geldiğinden, bankaca hesabın kat edildiği tarih, şayet hesap kat edilmemiş ise, gönderilen son hesap ekstresindeki belirtilen ödeme tarihinin temerrüt tarihi olarak kabulü gerekir. Bu şekilde belirlenecek temerrüt tarihindeki, asıl alacak + akdi faizden oluşan ana alacağa, temerrüt tarihinden bankaya başvuru tarihine kadar yıllık % 50 faiz uygulanacaktır. Bu biçimde oluşan toplam alacağa 4822 sayılı yasanın geçici 1. maddesi, icra takibi varsa tahsil harcı, icra masrafları, faizin vergisi ve avukatlık ücretini ortadan kaldırmadığından, asıl alacak ve akdi faizden oluşan ana para alacağına yıllık % 50 gecikme faizi uygulandıktan sonra, Banka Sigorta Muamele Vergisi uygulanmak, varsa icra takibinde istenen miktarı geçmemek üzere tahsil harcı, icra masrafları, avukatlık ücreti ve faizin Banka Sigorta Muamele Vergisini borca ilave etmek, bankaya başvuru tarihine kadar borçlu tarafından yapılan ödemelerinde, Borçlar Kanununun 84. maddesi nazara alınarak ödeme tarihi itibariyle borçtan (temerrüt tarihindeki ana paradan) mahsup edilmeli ve kalan toplam alacak tutarı 12 eşit takside bölünmelidir.
Somut olayda, davalı bankanın gönderdiği 24.8.2001 tarihli ihtarname, davacının eski adresinde tebliğ edilemediğinden ve yeni adresi de bilinmediğinden, 28.8.2001 tarihinde tebliğ edilmeden iade edilmiştir. Davacı yeni adresini bankaya bildirmediği için, bu tarihte ihtarnamenin tebliğ edildiğinin kabulü ile, verilen üç günlük sürenin dolmasından sonra, davacının 1.9.2001 tarihinde temerrüde düştüğü anlaşılmıştır. Temerrüt tarihindeki ana para alacağı, kat ihtarnamesinde bildirilen 2.252.822.402 liradır. Bu miktar esas alınarak, yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda davacının gerçek borcu hesaplanmalıdır. Borç hesaplanırken, davacının yaptığı ödemeler de nazara alınmalıdır.
Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, son hesap ekstresindeki son ödeme tarihinin temerrüt tarihi kabul edilerek, bu tarihteki asıl alacak üzerinden hesaplama yapılması, usul ve yasaya aykırı olup, kararın bu nedenle bozulması gerekirken, yanılma sonucu onandığı, bu kez yapılan inceleme ile anlaşıldığından, davalının karar düzeltme talebinin kabulü gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalının karar düzeltme talebinin kabulüne, Dairemizin 29.6.2004 gün 2004/9528 esas 10263 karar sayılı onama kararının kaldırılmasına ve mahkeme kararının BOZULMASINA, evvelce alınan onama harcının istek halinde iadesine, 08.11.2004 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy