(2004 S. K. m. 72) (818 S. K. m. 96, 106, 249)
Dava: Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatı tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı vekili avukat Ülviye Sarp gelmiş diğer taraftan kimse gelmemiş olduğundan onun yokluğunda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı, 11.9.1996 ile 11.9.1997 tarihleri arasında davalıya ait arsayı otopark olarak işletmek üzere kiraladığını, ancak dava dışı Eyüp Belediyesinin söz konusu yere kum çakıl döktüğünü, fiili teslimin yapılamadığını, belediyenin ruhsat da vermediğini, davalının üçüncü kişinin müdahalesini önleyemediği gibi kira parasının tahsili için icra takibine giriştiğini ileri sürerek, borçlu olmadığının tespitine, kira sözleşmesinin iptaline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, taşınmazın davacıya teslim edildiğini, sözleşme hükümlerine göre ruhsat alamasa dahi kira bedelinden sorumlu olacağını savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, taşınmazın davacıya teslim edildiği, önceden süregelen fiili kullanımının devam ettiği, ilk üç aylık döneme ilişkin kira parasının yatırmış olup geriye de istemediği, sözleşme hükümlerine göre ruhsat alamasa da davacının kira bedelinden sorumlu olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kira sözleşmesine konu taşınmazın teslim edilmemesine ve sözleşmede belirtilen amaca uygun hazır bulundurulmamasına dayalı sözleşmenin iptali ve menfi tespite ilişkindir. Taraflar arasında düzenlenen 17.9.1996 tarihli kira sözleşmesi ile Eyüp İslambey Mah. 75 parseldeki 1340 m2lik kısmın bir yıl süre ile otopark olarak işletilmek üzere davacıya kiralandığı uyuşmazlık konusu değildir. Taraflar arasındaki uyuşmazlıkta taşınmazın usulüne uygun teslim edilip edilmediği ve kiralamadaki amaca uygun hazır bulundurulup bulundurulmadığı hususlarında toplanmaktadır.
Borçlar Kanununun 249. maddesi hükmüne göre, kiralayan kiralananı akitten maksut olan kullanmaya salih bir halde kiracıya teslim etmek ve kira müddeti zarfında bu halde bulundurmakla mükelleftir. Kira sözleşmesi kurulduktan sonra taraflar karşılıklı edimlerini birbirinden isteyebilirler. Kira sözleşmeleri iki tarafa da borç yükleyen sözleşme türlerinden olup, sözleşmeye aykırı davranılması halinde BK.nun 96. ve devamı maddelerinin uygulama alanı bulacağı açıktır. Dolayısıyla kirayı veren teslim borcunu veya sözleşmede kararlaştırılan amaca uygun hazır bulundurma borcunu zamanında yerine getirmez. İse, BK.nun 106. maddesinde belirtilen seçimlik haklar8dan birinin seçme hakkı doğar ki, bunlardan birisi sözleşmeden dönmek yani sözleşmeyi fesih etmektir.
Kira sözleşmesinde bir yıllık kira bedelinin 1.050.000.000 lira olduğu belirtildikten sonra, üçer aylık dönemler halinde kira bedelinin peşin ödeneceği karalaştırılmış olup, ilk dönem kira bedelinin ödendiği, müteakip dönemlerin ödenmemesi üzerine davacı aleyhine icra takibine girişildiği ve bu davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Dosya kapsamından dava konusu taşınmazın daha önceleri davacı tarafından kullanıldığı ve davacının ecrimisil ödediği, daha sonra davalı tarafından ihaleye çıkarıldığı ve davacı ile kira sözleşmesi düzenlendiği, ancak bu aşamada dava dışı Eyüp Belediyesince taşınmaza kum çakıl dökülerek müdahalede bulunulduğu anlaşılmaktadır. Davacı, dava dışı belediye hakkındaki meni müdahale ve tazminat istemiyle dava açmış ise de, Eyüp 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1996/823 esasında görülen dava sonunda, davalı belediyenin taşınmazın teslim aşamasının da kum çakıl dökerek müdahalede bulunmuş ise de, buranın imar durumuna göre yol olduğu, ruhsat verilmeyeceğinin bildirildiği, ruhsat verme yetkisinin belediye de olduğundan bahisle dava red edilmiş ve karar kesinleşmiştir. Her ne kadar davalı İstanbul Defterdarlığı o davada taraf olmadığından kesin hükümden söz edilemez ise de, tespit edilen bir takım maddi olgular yönünden kuvvetli delil oluşturacağı muhakkaktır. Her iki dosya içindeki belge ve yazışmalara göre esasen dava dışı Eyüp Belediyesi İstanbul Defterdarlığını yazdığı 16.1.1995 tarihli yazısında, dava konusu taşınmazın Eyüp Camii ve Merkez civarı koruma amaçlı imar planında Belediye Parkı alanında kaldığını bildirmiş, yine 19.3.1996 tarihli yazısında da otopark vb. gibi amaçlarla kullanılmasının ve tesis yapılmasının mümkün olamayacağını çok açık bir dil ile ifade etmiştir. Hal böyleyken davalının bu taşınmazı otopark olarak işletilmek üzere ihaleye çıkardığı ve davacı ile 17.9.1996 tarihli sözleşmenin imzalandığı açık olup, baştan beri bilinen fiili imkansızlığa rağmen bu şekilde kurulan sözleşme ile davanın sorumlu tutulması mümkün değildir. Kaldı ki, sözleşmede kiralanan yerin otopark olduğu belirtildiğine göre davalının BK. 249. hükmüne göre taşınmazı bu amaca uygun salih bulundurma zorunluluğu mevcuttur. Davacı tarafından belediyeye karşı açılan davada sözleşmenin kurulmasını müteakip belediyenin dava konusu taşınmaza kum-çakıl dökerek kullanmayı engellediği bilahare de otobüs parkına çevrildiği sabit görülmüştür. Herkesin haklarını kullanmada ve borcunu ifasında iyiniyet kurallarına uyması zorunludur. O halde davacının sözleşmesi ile bağlı ve sorumlu olmadığının kabulü zorunludur. Bu durumda mahkemece uyuşmazlığın yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde çözümlenmesi ve davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şeklide hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 400 YTL. duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, 13.05.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy