(818 S. K. m. 19, 20, 110)
Dava: Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda, ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı, dava dışı şahsın aldığı kredi kartına 1995 yılında maaşı ile sınırlı olmak üzere kefil olduğunu, ancak 04.07.2001 tarihli ihtarla 2.994.31O.787.-TL ödenmesinin istendiğini, 2.000.000.000.- TL aşkın ödeme yaptığını ileri sürerek kredi limitinin ve faiz oranının tespiti ile fazla ödemenin faizi ile tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı, 05.06.1995 tarihli sözleşme gereğince davacının garanti eden sıfatı ile sorumlu olduğunu savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece bozma sonrası tüketici mahkemesi sıfatı ile verilen kararda davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava menfi tespit isteğine ilişkin olup, taraflar arasındaki uyuşmazlık, davalı banka ile dava dışı borçlu O. arasında düzenlenen kredili bankomat 7/24 başvurusu formunu "garanti eden" sıfatı ile imzalayan davacının sorumluluğuna ilişkindir. Yasada tanımı ve tasnifi yapılan akit türlerinden olmayan garanti sözleşmelerinin B.K. 110. maddesinde hükme bağlanan üçüncü kişinin fiilini taahhüt niteliğinde olduğu gerek doktrinde ve gerekse uygulamada kabul edilmektedir. Hukukumuzda sözleşme serbestisi hakim olmakla birlikte bu serbestinin sınırsız olduğunu söylemek mümkün değildir.
Her şeyden önce B.K.'nun 19 ve 20. maddeleri bir sınırlama getirdiği gibi, somut olayda uygulama imkanı olan 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun hükümleri ile de tüketici kredilerine ilişkin genel işlem şartlarına müdahale ve sınırlamalar getirilmiştir. Hangi riskin garanti edildiği somutlaştırılmadan kart hamillerinin yükümlülüklerini ve doğmuş ve doğacak her türlü borçtan söz edilerek verilen garanti bir belirsizliğin garantisi anlamına gelir. "Belirsizliğin garantisi olmaz" ilkesinden hareket ile ticari gaye gütmeyen sırf dostane ilişkiler içinde tüketime yönelik kredi temini amacı ile verilen teminatın ancak, kefalet hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi ve kefalet olduğunun kabulü zorunludur.
Bu durumda mahkemece davacının sözleşmeyi kefil olarak imzaladığının kabulü ile kefalet ile ilgili hükümler ve ilkeler çerçevesinde davacı sorumluluğunun belirlenmesi gerekir. Dosyaya ibraz edilen 05.06.1995 tarihli kredi kartı sözleşmesinde limit 50.000.000.- T.L. ile sınırlı olup, davacının aslen kefil sıfatı ile sözleşmeyi imzaladığı anlaşılmaktadır. Davacının 50.000.000.-TL ve kendi temerrüdünden sorumlu olduğu gözetilerek buna göre borcunun hesaplanarak fazla ödediği miktarın iadesine karar verilmesi gerekirken mahkemece yazılı şekilde davanın reddi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı temyiz edilen hükmün davacı yararına BOZULMASINA, 03.03.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy